KİŞİYE ÖZEL
SADECE SEVDALI OLAN OKUYABİLİR
TONY09 DERKİ :
HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR.
BU SİTE NARÇİÇEĞİME ADANMIŞTIR
Bizi Google+ üzerinde bulun
3 Aralık 2008 Çarşamba
BAZEN
Bazen Bomboş Bakmak Gerekiyormuş,
Hayatın Yalanlarına;Anlamaya Çalışmak Saçmalık...
Anlamadan Yaşamak Gerekiyormuş .Zaman Değilmiş Gideni Geri Getiren;
Aslında Zamanmış Var Olanı Götüren.Ama Bazen...!Unutmak Gerekiyormuş,
UNUTULMA Pahasına...!
ALINTI
9 Eylül 2008 Salı
DOST
Dost dediğin, sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli.
Sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile sana sarılmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı,dost dediğin fanatik olmalı,bütün dünya seni üzdüğünde bile sana moral vermeli,güzel haberler aldığında seninle dans etmeli ve ağladığında seninle ağlamalı, ama hepsinden daha çok, dost matematiksel olmalı!
Sevinci çarpmalı,
Üzüntüyü bölmeli,
Geçmişi çıkartmalı,
Yarını toplamalı...
Kalbinin derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı
Ve her zaman bütün parçalardan daha büyük olmalı
Sevgiye herzaman yeri olan yüreği kocaman dostlara...
6 Eylül 2008 Cumartesi
MARANGOZLUK
“Bu ev senin” dedi, “Sana benden hediye” . Marangoz, şoka girdi.
Ne kadar utanmıştı!
Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi!
O zaman böyle yapar mıydı hiç!
Bizim için de bu böyledir. Gün be gün kendi hayatımızı kurarız.
Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız.
Ne var ki, geriye dönemeyiz.
Marangoz sizsiniz.
Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.
“Hayat bir kendin yap, tasarımıdır” demiştir biri.
Bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın...
Paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın.
Hiç incinmemiş gibi sevin.
Kimse izlemiyormuş gibi dans edin.
Ve lütfen, bu sözleri arkadaşlarınıza iletin.
Ben ilettim...
FIKRA GİBİ
"Bu düzen değisecektir"
Bir vatandaş bağırmış:
"Düzen hayatından memnun; düzülen ne zaman değişecek?"
FIKRA GİBİ
Kasadaki bayan botları poşete koyarken, sayın Abimiz de soruyor; -
43 lira değil mi?...
- Kız, "Ne münasebet" der gibi bakıyor ve
"Bunlar orijinal deri...İndirimli fiyatı 180 lira...
" Abi'mizin bitiş cümleleri, kızcağızın kopuş anına denk geliyor;
-Olur mu hanımefendi, altında 'Size 43' yazıyor...
BİRAZDA TEBESSÜM
Koyu geyik muhabbetinin döndüğü akşamlardan birinde, bu iki kafadar bir iddiaya girer. Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulü kendi ağzına tamamen sığdırabileceğini iddia eder. Evet yanlış okumadınız, bildiğiniz 100 mumluk ampulü. Ve sığdırır da. Ancak bir sorun vardır. Ampulü ağzından geri çıkaramamaktadır. Öbür arkadaşı hayret eder, o da evdeki başka bir ampulü ağzına sokar ve tabi ki o da çıkaramaz. Bu iki kafadar hastanenin yolunu tutmaya karar verir. Ağızlarında ampul olduğu halde bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek güç bela taksiciye dertlerini anlatırlar. Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da "nasıl olur abi ya, uğraşsanız çıkar, bir asılın şöyle, şaka mi yapıyonuz ?" diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir yarısında acile gelirler. Taksiciyle ayrılırlar, doktorlar çocukları beklemeleri için bir odaya alır. Veeee aradan 15 dakika geçmeden taksici kapıda görünür, ağzında ampulle.
Amcam çocuklara inanmamış, açık olan bir marketten ampul almış ve denemiştir !!
5 Eylül 2008 Cuma
VEDA
dostlarım benim
hoşça kalın! Sizi canımda canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın...
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez... Ben dostların gözünde kendimi
boylu boyumca görüyorum...
A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar
a..!!.
Tek hecesiz elveda..
Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
mapusane türküsünü.
Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz... Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz...
A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
ELVEDA..!!.......
Nâzım HİKMET
27 Ağustos 2008 Çarşamba
SUS VE GİT
KİMSELER DUYMASIN SUS
SENİ NASIL SEVDİĞİMİ,
KİMSELER BİLMESİN SUS...
SEN HEP UZAKLARA
BAKIP BAKIP DALARKEN
BEN KENDİMCE AĞLAYIP
KALBİMİ KANATIRDIM
SUS...
KİMSELER DUYMASIN
SENİ NASIL SEVDİĞİMİ
KİMSELER BİLMESİN SUS...
GİT !...
ARDINA BİLE BAKMADAN GİT.
GERİDE NELER BIRAKTIM DİYE
BİR KERE BAKMADAN GİT..
SUS VE GİT...
SEN HEP YILDIZLARA
BAKIP BAKIP DALARKEN
BEN SESSİZCE AĞLAYIP
KALBİMİ DAĞLATIRDIM.
SUS VE GİT..
SENİ NASIL SEVDİĞİMİ
KİMSELER BİLMESİN SUS
KİMSELER DUYMASIN SUS.
SUS VE GİT...
NURETTİN REÇBER
23 Ağustos 2008 Cumartesi
kalp kapısı dışarıdan açılmaz.

-"Güzel bir tablo doğrusu ama anlamını bir türlü kavrayamadım.Adamın vurduğu kapı hiç açılmayacak mı? Ona kapı kolu çizmeyi unutmuşsunuz da"
Hunt gülümsedi ve cevap verdi:
-"Adam sıradan bir kapıya vurmuyor ki, bu kapı insan kalbini simgeliyor ancak içeriden açılabildiği için dışarıda kol olması gerekmiyor" dedi.
O kapı size içeriden açılmıyorsa giremezsiniz...
21 Ağustos 2008 Perşembe

BiR KADIN NASIL MUTLU EDiLiR ?*
cok zor degil.
BiR ERKEK, BiR KADINI MUTLU ETMESi İÇİN YALNIZCA ŞUNLAR OLMAK
ZORUNDADIR...
>>> >>01. bir dost
>>> >>02. bir yoldas
>>> >>03. bir asik
>>> >>04. bir agabey
>>> >>05. bir baba
>>> >>06. bir usta
>>> >>07. bir asci
>>> >>08. bir elektrikci
>>> >>09. bir marangoz
>>> >>10. bir muslukcu
>>> >>11. bir tamirci
>>> >>12. bir dekorator
>>> >>13. bir stilist
>>> >>16. bir psikolog
>>> >>17. bir hasere yok edici
>>> >>18. bir psikiyatrist
>>> >>19. bir sifaci
>>> >>20. iyi bir dinleyici
>>> >>21. bir organizator
>>> >>22. iyi bir baba
>>> >>23. cok temiz
>>> >>24. sempatik
>>> >>25. atletik
>>> >>26. sicak
>>> >>27. kibar
>>> >>28. nazik
>>> >>29. zeki
>>> >>30.komik
>>> >>31.yaratici
>>> >>32. sefkatli
>>> >>33. guclu
>>> >>34. anlayisli
>>> >>35. hosgorulu
>>> >>36. sagduyulu
>>> >>37. hirsli
>>> >>38. yetenekli
>>> >>39. cesur
>>> >>40. kararli
>>> >>41. dogru
>>> >>....
>>> >>....
>>> >>....
>>> >>11987. guvenilir
>>> >>11988. tutkulu
>>> >>TABii, SUNLARI DA UNUTMADAN:
>>> >>11989. ona duzenli olarak iltifat etmek
>>> >>11990. alisverisi sevmek
>>> >>11991. durust olmak
>>> >>11992. cok zengin olmak
>>> >>11993. onu strese sokmamak
>>> >>11994. baska kizlara bakmamak
>>> >>VE AYNI ZAMANDA SUNLARI DA YAPMALIDIR:
>>> >>11995. kendinden cok ona odaklanmak
>>> >>11996. ona, ozellikle kendisi icin cok fazla zaman ayirmak
>>> >>11997. nereye gittigine aldirmadan ona cok
>>> >>fazla yer sunmak
>>> >>SUNLAR DA COK ÖNEMLi:
>>> >>Asla unutulmayacaklar:
>>> >>11998. dogum gunleri
>>> >>11999. yildonumleri
>>> >>12000. onun aldigi kararlar
>
>>> >>TABİİ BU ARADA BiR ERKEK NASIL MUTLU EDiLiR???
>>> >>1. Karnini iyice doyurun
>>> >>2. Uzaktan kumanda ve çayını verip rahat birakin
>>> >>
>>> >>Huzursuzluk belirtisi gösterirse Madde-1 den tekrar
>baslayin..
13 Ağustos 2008 Çarşamba
GÜL BAKIŞLIM
GÜL BAKIŞLIM...
.
ARTIK ZAMAN AZALDI. VEDALARA MERHABA ANI. GİDECEKSİN ; GİT. GİTTİĞİN YERDE YEŞERME ZAMANI.
BİLİRSİN EN ZOR ŞEYLERDEN BİRİ MERHABA DİYEREK BİRLEŞEN ELLERİN ELVEDA DİYEREK AYRILMASIDIR. VE KAÇINILMAZ OLDUĞUNDA AYRILIK ZORDA OLSA NARÇİÇEKLİ SAATLER SEÇİLMELİ DAYANABİLMEK İÇİN VEDALARA.
EVET GÜLBAKIŞLI NARÇİÇEĞİM, SEN DÜNYANIN EN DUYGUSAL EN SEVGİ DOLU İNSANISIN. AMA GÖREBİLENE... KİMSEYE KIZMA SENİ ANLAMIYOR DİYE BENİM ANLIYOR OLMAM YETMEZ Mİ?
BELKİ HİÇ BİRŞEY PAYLAŞMADIK GİBİ.
ASLINDA ÇOK ŞEY YAŞADIKLARIMIZ.
GALİBA .. KAZANDIK İKİMİZDE.
KARMAŞIK DUYGULAR DENİZİNDE DEBELENİRSE BİR İNSAN , KORKUSUZCA YAZAMAZ AÇILAMAZSA ENGİNLERE, KENDİ İÇİNDE BOĞULURMUŞ. SAKIN SEN BOĞULMA BİTANEM.
YOLUN AÇIK OLSUN NARÇİÇEĞİM..
9 Ağustos 2008 Cumartesi
MEKTUP 12
.
MERHABA NARÇİÇEĞİM...
.
BUGÜN 9 AĞUSTOS , DOSTLUKLARIN ARKADAŞLIKLARIN VE SEVGİLERİN HATIRLANDIĞI GÜN. 1 AĞUSTOS İSE HERŞEYİN HERKEZİN UNUTULDUĞU GÜN.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN.
MEKTUP 11
Şimdi son kez yazıyorum, gidişimin ardındaki ELVEDA gerçeğini…Aylardan temmuz, kasvet var, dışarısı efkar, Ankara avuçlarımda ve kalemimin mürekkebi oluyorsun. Giderken bile hüzünlüyüm ve hala kalbimde mührün. Aşkın yadigar kalıyor sadece başka bir şey yok. Bir zemherinin kuşanmışlığı yaşadıklarım. Tutkunun alevleri yakarken ve akarken ılık ılık bakışların, sevgimin depremi yaşadıklarım.Sevgin , başka susamış gönülleri ısıtmada hala ve aydınlatmada başka iklimleri... senden bana kalan artçı şoklar üzerimde ve sıfır noktamda hayalin hala kuşatmada. Her kendimi atışımda sokaklara, gittiğim şehirlerin senden kalan hatıraları kapatıyor caddeleri . Bazen ortaçağda büyücü oluyorsun, bazen kraliçe, bazen Ankara' da minik bir narçiçeği...Aylardan hüzünlü mayıs. Ama sen hatırlamazsın , hiç bu kadar anlamlı olmamıştı hicran ve hiç bu kadar yakın olmamıştım vuslata. Meğer seni kayıp etmek benim gidişim, benim gidişim sana kavuşmakmış! Şimdi hayalin var tek hatıra kalan ve ben mayıslı kilometrelerde hala dolanıyorum...Hiç bir zaman bana ait olmayan yüreğine ulaşamadan sessizce ELVEDA diyorum.
SON MEKTUP
MERHABA NARÇİÇEĞİM !VAKİT TAMAM ARTIK. BU İNCECİK VEDA HAVASI. GÖREV BİTTİ.UMARIM
BUNDAN SONRAKİ YAŞAMINDA BİOENERJİ VE SEVGİ GERÇEĞİNİ AKLINDAN HİÇ ÇIKARMAZSIN.
BİLİYORUM ŞU AN ÇAKRALARDAN GÖNDERDİĞİM SEVGİYLE BESLEDİĞİM ENERJİLERİN DEĞİLDE
KENDİ BAŞARIN OLARAK GÖRÜYORSUN GERÇEĞİ.. SEN YİNE ÖYLE BİL ... DEDİĞİM
GİBİ 'BİLDİĞİMİ BİLMESİN MİNİK'.BELKİ BU SÜREÇ DAHA DEVAM ETMELİYDİ AMA ŞU AN SENDEN
DAHA FAZLA İHTİYAÇI OLAN BİRİ ÇIKTI ARTIK SEVGİ SELİ ORAYA AKMALI.DEDİĞİM GİBİ BU
BİR VEDA SOHBETİ , HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM !SONU BOĞAZDA DÜĞÜMLER OLUŞTURSADA , SIKSADA
YÜREĞİNİN DERİNLİKLERİNİ HİÇ ÜZÜLME . ÇÜNKÜ SENİN HER FIRTINADA SIĞINACAK BİR
LİMANIN VAR . UNUTMA Kİ HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR... VE
OYUN BİTTİ GÖREV SONA ERDİ... ŞİMDİ YENİ GÖREV ZAMANI...1 AĞUSTOSTA YENİ GÖREVİME
BAŞLIYORUM BU SEBEBLE DEKORLARIN DEĞİŞMESİ GEREKİYOR ŞAYET SENİN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜN
PARÇALAR VARSA BU SAHNEDEN YANİ SİTEDEN ALABİLİRSİN YOKSA BİR DAHA BULMAN ZOR. ZİRA
PİYES YENİDEN KİŞİYE GÖRE YAZILACAK. UMARIM ANLAYIŞLA KARŞILARSIN NARÇİÇEĞİM..BU
SANA SON MEKTUBUM. 9 AĞUSTOSU BEKLEMEK İSTERDİM FAKAT 1 AĞUSTOSTA BAŞLAMASI
GEREKİYOR SÜREÇİN.DEĞERİNİ BİLDİĞİN VEDE DEĞERİNİ BİLEN YÜREKLERDE HİÇ SOLMAMAN
DİLEKLERİMLE HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM HOŞÇAKAL.
F.A.T
28 Temmuz 2008 Pazartesi
YAŞAM İÇİN ÖNERİLER
İnsanlara beklediklerinden daha çok şey ver ve bunu zevk alarak yap.
En sevdiğin şiiri ezberle.
Dinlediğin her şeye inanma, sahip olduğun her şeyi harcama ve istediğin kadar uyuma.
'Seni seviyorum' dediğinde, cidden söyle.
Üzgünüm dediğinde, o kişinin gözlerinin içine bak.
Evlenmeden önce en az 6 ay nişanlı kal.
İlk bakışta aşka inan.
Başkalarının düşleriyle asla alay etme.
Tutkuyla ve derinden sev. Sonradan yara alabilirsin belki, ama hayatı komple yaşamanın tek yolu budur.
Anlaşmazlık durumlarında, dürüst ol.
Kimseyi kırma, hakaret etme.
İnsanları akrabalarına göre yargılama.
Yavaş konuş, ama hızlı düşün.
Biri sana, yanıt vermek istemediğin bir soru yöneltirse, gülümse ve en büyük aşkın ve en büyük başarıların daha büyük riskleri olduğunu hatırla.
Biri hapşırdığında 'çok yaşa' de.
Kaybettiğinde, ders al.
3 'S'yi unutma: Kendine Saygı; başkalarına Saygı; herşeyde Sorumluluk.
Küçük bir anlaşmazlığın büyük bir arkadaşlığı bozmasına izin verme.
Hata yaptığını farkettiğinde, onu hemen düzelt.
Telefona cevap verirken gülümse.Seni arayan kişi bunu sesinden anlayacaktır.
Konuşmaktan, sohbetten hoşlanan bir kadın/erkekle evlen. Yaşlandığınızda, konuşma yeteneğiniz her şeyden daha önemli olacak.
Biraz yalnız kal.
Değişikliklere kucak aç, ama değerlerini yitirme.
Suskunluğun, bazen, en iyi yanıt olduğunu unutma.
Daha çok kitap oku, daha az televizyon seyret.
İyi ve saygın bir hayat sür. İleride, yaşlandığında ve geçmişi hatırladığında, bir kez daha nasıl zevk aldığını göreceksin.
Allah`a güven ama arabanı kilitle. (Deveni bağla sonra tevekkül et).
Evde sevgi dolu bir atmosfer önemlidir.Huzurlu ve uyumlu bir ortam yaratmak için elinden geleni yap.
Sevdiklerinle anlaşmazlığa düştüğünde, o anki duruma önem ver.
Geçmişte çok yaşama.
Satırlar arasını oku.
Bildiklerini paylaş. Ölümsüzlüğü elde etmenin bir yoludur.
Gezegenimize karşı nazik ol.
Dua et. Duada, ölçülemeyecek bir güç saklıdır.·
Sana sevgi gösterisinde bulunan birini engelleme.
Başkalarının işine burnunu sokma.
Onu öperken gözlerini kapatmayan bir kadın/erkeğe güvenme.
Çok para kazanıyorsan eğer, hayattayken, başkalarına yardım et. Bu, Şansın sana verebileceği en büyük tatmindir. Unutma, istediklerini elde edememek de, bazen büyük bir şanstır.
Bütün kuralları öğren, sonra bazılarına uyma.
İki insan arasındaki aşkın birbirine duydukları gereksinimden daha büyük olduğu ilişkinin, en iyi ilişki olduğunu unutma.
Başarını, onu elde etmek için vazgeçmek zorunda kaldığın şeylere bağlantılı olarak değerlendir.
not: alıntı
26 Temmuz 2008 Cumartesi
NASİHATLAR
Bitmemis iliskilerin üzerine iliski kurma, aci ceken sen olursun.
Seni takmayani sen hic takma, konusmayanla asla konusma.
Güvenmedigin biriyle asla flört etme.
Yalanini yakaladigin kisinin düzelebilecegini düsünme.
Insanlara dogru deger ver, haketmeyenleri sil.
Kimseye yalvarma.
Asla dönüp de arkana bakma.
Sir tutmasini bil.
Dostlarinin sevgilinden daha önemli oldugunu unutma. Onlari asla sevgilin icin satma.
Hakettigin sevgiyi alamadiginda kendini üzme, sorun sen degilsin.
Kimsenin lafiyla doldurusa gelme, ama aklinin bir kösesinde de tut.
Kafanda bitirdikten sonra iki cift tatli söz, iki damla gözyasi için asla yumusama.
Seni sevenlerle kullananlari iyi ayirt et.
Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartisma.
Eger verdigin sir o kiside kalmiyorsa ikinci bir sir sansi verme.
Kendini öven insanlardan kac.
Karsindakinin dogruyu söyledigini varsayma.
Kendine saygini yitirmene neden olacak hicbir sey yapma.
Senin zekana inanan insanlari hayalkirikligina ugratma.
Insanlari kaybediyorsun diye aglayip sizlama, ama kazandigin insanlarin degerini bil.
Kimseye tasiyabileceginden fazla deger verip bununla övünmesine firsat verme.
Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme...
not: alıntı
22 Temmuz 2008 Salı
DEĞİLDİR.
PAYLAŞILMAYAN BİLGİ ; BİLGİ DEĞİLDİR.
PAYLAŞILMAYAN ARKADAŞLIK ; ARKADAŞLIK DEĞİLDİR.
PAYLAŞILMAYAN DOSTLUK ; DOSTLUK DEĞİLDİR.
PAYLAŞILMAYAN SEVGİ; SEVGİ DEĞİLDİR.
f.a.t
9 Temmuz 2008 Çarşamba
NARÇİÇEĞİME MEKTUP 1
.
Nedendir bilmiyorum , uzun zamandır içimde bahardaki kelebekler gibi uçuşan birşeyler var.
Tırtıldı. kelebek oldu. sığmıyor artık hiçbir yere söz dinlemiyor. Denizin güneşle buluştuğu mavi
suların kendini kızıllığa bırakmak üzre olduğu masum bir bahar güzelliğinde. GALİBA adı aşk.
BELKİ çiçeğini arıyor, ASLINDA bende tam bilmiyorum. Bildiğim BİRŞEY varsa o da yüreğimde
kıpır kıpır eden şeyin aslında senden kaynaklandığı.
DUYGULARIN ÖTESİNDE KIZIL ELMASIN SEN ÖYLEKİ; YAKIN AMA ERİŞEMEDİĞİM VEDE ERİŞMEK İSTEMEDİĞİM.
Evet biliyorum belkide yanlış bir öykü içersindeyiz. Benim yaşamıma hiç girmemeliydin yada
ben senin hayatına. Ne yazıkki bazı şeyler bizim elimizde değil. Ve sen istesende istemesende
hep NARÇİÇEĞİ olarak bir yerlerde olacaksın...
Artık yoruldum. Sitem yok bundan böyle. Aşk var,duygu var. Okuyunca güleceğin , özlem dolu
sevgi yüklü mektuplarım sürecek senin suskunluğuna inat... Taki ağzına mermiyi sürüp kalbime
nişan alıp tetiği çekinçeye kadar...
Bakışların bakışlarımda olduğu müddettçe istemez başka birşey bu yürek... Bakışların benim kalbin senin olsun.
f.a.t
6 Temmuz 2008 Pazar
NASİHATLAR
Gidene kal demeyeceksin!
Gidene kal demek zavallılara!
Kalana git demek terbiyesizlere!
Dönmeyene dön demek acizlere!
Hak edene git demek asillere yakışır!..
Kimseye hak ettiğinden fazla değer
verme!
Yoksa değersiz olan hep sen olursun!..
.................Düşün!..
Kim üzebilir seni, senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu, sen
istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır
değilsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Herşey sende başlar, sende biter!..
Yeter ki yürekli ol!Tükenme!Tükettirme!..
Hep hatırla; ''Çaresizseniz,
ÇARE SİZSİNİZ!...''
not: alıntı
KARAR SİZİN
YANLIZ OLANLARA;
Ask bir kelebek gibidir,pesinden kostukça hep senden kaçar.. En iyisi birak uçsun, inan ki hiç beklemedigin bir anda gelip omzuna dokunuverir…AŞK mutlu eder, bazen de üzer ama aşk özeldir, askini hak eden birine sunarsan eger..
SEVGİLİSİ OLANLARA;
Askin amaci birileri için "mükemmel insan" olmak degildir, seni mükemmellige en çok yaklastiracak insani bulmaktir..
ÇAPKINLARA;
Sevmedigin birine asla "seni seviyorum" deme.. Içinde olmayan duygulardan varmis gibi sözetme.. Kimsenin hayatina kalbini kirmak için girme.. Sevgidolu bakan gözlere asla yalan söyleme,cünkü birine verebilecegin en büyükaci, asik olmadigin birini kendine asik etmektir…
EVLİ OLANLARA;
Seven insan "senin hatan" yerine "özür dilerim" diyendir… "neredesin"yerine "ben buradayim" diyendir.. "nasil yaparsin" yerine "niye yaptigini anliyorum" diyendir.. ve ask "keske" yerine daima "iyi ki" diyendir…
KALBİ KIRIK OLANLARA;
Kalp yarasi siz kanatmaktan vazgeçinceye kadar sürer ve ilaci bu aciya alismak degil, ondan ders çikarabilmektir.
AŞIK OLMAKTAN KORKANLARA;
Aska düs ama tökezleme, anla ama bekleme, paylas ama isteme, yaralan ama asla aciyi içinde büyütme…
SEVDİĞİNİ FAZLA SAHİPLENENLERE;
Sevdiginin bir baskasiyla mutlu oldugunu görmekten daha aci bir sey varsa,o da sevdiginin seninle mutsuz oldugunu görmektir..
AŞKINI İTİRAF ETMEYE ÇEKİNENLERE;
Sevdiginden ayrilinca ask aci verir, sevdigin seni terk edince daha da çokaci verir ama en acisi, onu ne kadar sevdigini bilmesine hiç firsat vermemektir..
DÖNMEYECEK BİRİNİ BEKLEYENLERE;
Hayatin en hüzünlü ani, deli gibi sevdigin insanin buna hiç degmedigini gördügün andir ve en büyük kaybin onun için harcadigin yillardir…Senin askini su gün hak etmeyen, bilki 10 sene sonra yine haketmeyecektir…Birak, gitsin…
müşfik KENTER
5 Temmuz 2008 Cumartesi
MEKTUP 8
BİLMESİN. BİLDİKLERİMİ MİNİĞİM
ZAMANIN BİRİNDE, HER TÜRLÜ SEVGİYİ YAŞAMIŞ, HER TÜRLÜ İNSANI TANIMIŞ İNSAN ZARRAFI OLMUŞ BİR ADAM ORTA YAŞLARA GELİNCE KABUĞUNA ÇEKİLMİŞ. LAKİN NE VAR Kİ ESKİSİ GİBİ GÜLMÜYOR, YENİ ŞİİRLER VE YAZILAR YAZAMIYORMUŞ. UZUN UZUN DÜŞÜNMÜŞ VE YAZILARININ ŞİİRLERİNİN SEVGİYLE BESLENDİĞİNİ , BÜYÜDÜĞÜNÜ GÖRMÜŞ. ANLAMIŞ Kİ YAZMAK İÇİN SEVGİYE ,SEVGİ İÇİN SEVGİLİYE GEREK VAR. ARAMIŞ YILLARCA AMA NAFİLE ÇIKMAMIŞ KARŞISINA KENDİ DENGİNDE. TAMDA KAPAMIŞKEN GÖNÜL DEFTERİNİ ÇOÇUK DENECEK BİR KIZLA TANIŞMIŞ. BİRDEN YÜREĞİ HEYECANLANMIŞ, YÜZÜNE GÜLÜCÜKLER KALBİNE SEVGİ YÜRÜMÜŞ. ISINMIŞ YÜREĞİ SIMSICAK OLMUŞ. OLMUŞ DA O BİR ÇOÇUK HENÜZ 19 YAŞINDA ANLAMAZ BİLMEZ SEVGİYE DEĞER VERMEZKİ DİYECEK OLMUŞ. AMA GÖNÜL BU DİNLEMEMİŞ İÇİN İÇİN YANMIŞ. GEL ZAMAN GİT ZAMAN İYİCE ALIŞMIŞ BİLMEDEN BAĞLANMIŞ.MİNİK KIZ İSE SEVİLDİĞİNDEN HABERSİZ GELİR GİDERMİŞ YANINA. KONUŞTUKÇA GÜLERLER , GÜLDÜKÇE GÜLLER AÇARMIŞ YÜREKLERDE. ZAMAN SONRA ANLAMIŞ MİNİK KIZ, NE VARKİ O DA ALIŞMIŞ. İSTEMESİN KIRILSIN , SİLİP ATAMAMIŞ. OKUDUKÇA YAZILANLARI TETBİRİ ÇARE ARAMIŞ. ÖNCE TELEFONLARI SUSTURMUŞ, YALANLAR SÖYLEYEREK. SONRA YÜREĞİNE İNAT SİVRETMİŞ DİLİNİ, OLMADI KOPARMIŞ GÜLDEN YANA NE VARSA, YÜREĞİ KAN AĞLAYARAK.KIZMAMIŞ ADAM, NİYE KIZSIN Kİ O SEVİLMEK DEĞİL SEVMEK İSTEMİŞTİ SADECE. ANLAMASADA MİNİK KIZ HER KOPAN GÜLDEN SONRA BİR YENİSİNİ UZATMIŞ İSTEMİŞKİ ; BİLDİĞİNİ BİLMESİN MİNİK KIZ.
.
FERHAT ALİ TURAN
4 Temmuz 2008 Cuma
28 Haziran 2008 Cumartesi
ATATÜRKÇÜ OLMAK
ATATÜRKÇÜLER MUTLAKA ve ÜLKESİNİ SEVENLER OKUMALISINIZ ÇOK GÜZEL BİR TÜRK GENCİNİN ATA'YA HİTABESİ
.
Sevgili Atam;
Sana bu hitabeyi 33 yaşına girmiş,Gelecek güzel günlerden çoktan umut kesmiş,Temel eğitimini tamamlamış,Ve ancak şimdilerde seni tanıyabilmeye başlayan,Türk istikbalinin evlatlarından biri olarak yazıyorum.
Seni ilk gördüğüm günü dün gibi hatırlarım.
İlkokul birdim. Miniciktim.
Elimde beslenme çantam, önlüğümün cebinde annemin sevgisi, sınıfımda bilim öğrenecektim. Karatahtanın dört parmak üzerine ortalanmış çerçevenin içinden bana bakıyordun.
Bakışların keskindi.
ABC'den sonra ilk öğrendiğimdin; Mustafa Kemal'din.
Çocuktum... Bana, bize, tüm dünya çocuklarına bayram armağan etmiştin.
Armağanını, uygun adım sol-sağ-sol, Sol-sağ-sol Kutladık...
Kaçımızın ayağı su toplamıştı, kaçımız bayılmıştık...
Biz bayramlarda ağlayan çocuklardık.(Ne zaman salıncakta sallanan fotoğrafını görsem, geçen 23 Nisan'lara yanarım.)
Ortaokul ve lisede hep seni anlattılar bana...
Dünyaya ancak yüz yılda bir gelen dahiydin...
Şahin bakışların vardı,hürriyete aşıktın...
En azılı düşmanlarına karşı bile merhametliydin,Ama savaş meydanlarında karşında kimse duramazdı.
Aslandın, kaplandın, kartaldın, panterdin...
Özgür geleceklere açılan pencereydin.
Sözün özü benim sevgili atam;Kodumu oturtan milli eğiticiler böyle anlatmışlardı.
Beni milli bir şekilde eğitenler,Failatün, failatün, failatün, failün ölçü sistemini,Niagara Şelalesi'nin yükseklik ve debisini,Yes, it is a pencil demesini,Deli İbrahim'in küpesini;Bir bir kafama yerleştirdiler de;Bana senin insan yönünü anlatmadılar.
Sigara tiryakisi olduğunu,
Rakı içtiğini,
Aşık olduğunu,
Evlendiğini,
Boşandığını,
Kim bilir kaç geceler savaş meydanlarında cesetlere bakıp, için için ağladığını,
Özlemlerini, hasretlerini,
Geleceği kazanmaya dair fikirlerini Anlatmadılar.
Bana, bize, tüm dünya gençlerine bayram armağan etmiştin.Armağanını, uygun adım sol-sağ-sol, sol-sağ-sol Kutladık...
Kaçımızın ayağı su toplamıştı. Kaçımız kıçına yediği sopa yüzünden altına işemiştik.
Biz bayramlarda bunalan gençlerdik. (Ne zaman baloda smokinli fotoğrafını görsem, 19MMayıs'lara yanarım.)
Bir yandan; Heykellerini diktik Dağa-taşa siluetlerini çizdik,
Her kitaba, her yazıya Mutlaka senden alıntılar yerleştirdik.
Bir yandan; Her işin kolayına kaçtık, Ticarette kazık attık,
Üretim yerine kopyaladık,
Bilim adamlarını sindirdik, Aydınları yargıladık,
Yoktan yere nice vatan hainleri ürettik, Çoktan yere nice amaçsız gençler yetiştirdik.
Zeki, çevik ve aynı zamanda düzenciydik.
Eğitimi siyasete kurban verdik, Ekonomiyi siyasete kurban verdik, Aydınlık olması gereken gelecekleri siyasete kurban verdik.
Varlığımız siyasi emellere armağan oldu...
Benim biricik Atam; Biz Demokles'in kılıcını sapından değil Keskin yanından tutmayı marifet bildik.
Senin ruhunu gıdım gıdım içtik,Tükettik...Tükettik...Tükettik...
Dedemden babama, babamdan bana Politikacı tabiriyle 'enkaz devralmış' bulunmaktayız.
Bu gidişle biz, çocuklarımıza devredecek Enkaz bile bulamayacağız...
Türk'tük, doğruyduk, çalışkanlığımız şüpheli;
Birinci vazifemiz; Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyeti'ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek, Ülkümüz; Yükselmek, ileri gitmekti...
Uzun bir yoldu...Yorucu ve yıpratıcıydı....
Adidas'larımız eskidi, McDonalds'ta mola verdik.
Belki de 'Bir Türk dünyaya bedeldir' deyişini Biz 'Her Türk dünyaya bedeldir' anladığımız için emanetini,1 milyon beş yüzseksen bin kat küçültmeyi becerdik...
Verdiğin en önemli görev:Bu ahval ve şeriat içinde dahi vazifem Türk istiklalini ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir, bilirim.
Muhtaç olduğum kudretin, Sana güvenimde mevcut olduğunu belirtir, ellerinden hasretle öperim...
not: alıntıdır
27 Haziran 2008 Cuma
ANKET İÇERİĞİ MUTLAKA OKUYUNUZ...
Bir kız var güzel mi güzel alımlı mı alımlı tıpkı bir melek gibi... seveni çok ... Birde erkek var Tony ... Günlerden birgün kader bunları güvercin salarak bir araya getirir. Tony ilk gördüğünde önceki hayatından kalan izlerle vurulur kıza. Yıllarca aradığı narçiçeği karşısındadır ve ilk kalbi anlamıştır ; bu narçiçeği. Kız önceleri anlamasada zamanla söz geçiremez olmuştur yüreğine. Aklı karşı çıksada yüreği hep suskun kalmıştır. Tony hep sevgisini dile getirirken , narçiçeği gizliden gizliye farkına varmadan gözbebeklerinin derinliklerine saklamış sevgisini... seviyorum dememiş hiç bir zaman. Fakat kimsenin mutlu etmediği kadar mutlu etmiş Tony 'i bir bakış ve bir gülüşle.
şimdi soruyorum bu hikayede kim daha fazla seviyor?????
Ankete katılırsanız sevinirim...
13 Haziran 2008 Cuma
6 Haziran 2008 Cuma
MERHABA - MEKTUP 5
. Güneşin denizle buluştuğu mavi suların kızıllığa kendini bırakmak üzre olduğu masum bir bahar güzelliğinde sesleniyorum sana. Amacım üzmek değil seni, kırmaksa hiç değil. Kırılmanın üzülmenin ne olduğunu iyi bilirim , sırf bu yüzden masum bir ÇOCUK edasıyla ince , buruk bir tebessüm kondurmak yanağına.
. Bugüne kadar sana sevgimden yüreğimden çok şeyler verdim bildin veya bilmedin. Beklemedim karşılığında hiçbir şey, ama sen karşılıksız bırakmadın. Her seferinde ya dalga geçtin yada dilin keskin bıçak olup doğradın , ne varsa güzellikten yana.
. Şimdi veda zamanı, artık beni bulamayacaksın karşında ; değiştim...
. Biliyor musun ? Artık liman olmaktan sıkıldım.Dev dalga olup, BÜYÜK denizlere açılmak istiyorum. Bu kadarlıkta özğürlüğüm olsun dimi ama ?Artık çiçekte büyütmüyorum yüreğimde. Değiştirdim tüm alışkanlıklarımı. Şeytanla anlaşma yapıp, meleklere savaş açtım.Olurda karşılaşırsak bir yerde selam verme,tanıma sakın ,çünkü ben unuttum seni...
. Neyse ÇOCUK, sen bunları henüz anlayacak düzeyde değilsin. Sen yeni oyuncaklarınla oyna, ileride büyüdüğünde anlarsın nasılsa...
. Yüzünde tebessüm, ellerinde oyuncakların ve yüreğinde intikamın hiç eksik olmasın.
SINAVDA BAŞARILI OLMAN DİLEKLERİMLE
*************** HOŞÇAKAL***************
19 Mayıs 2008 Pazartesi
AŞKA DAVET
ÇAĞIRMA BENİ,
GELME YAKINIMA.
OTURMAYALIM ELELE
PARKTA, KAFETARYADA.
YANLIŞ ANLARIM.
BAKIŞLARINLADA BAKIŞLARIMA
HİÇ BAKMA
AÇIK DAVETİYE SANIR,
ÖPERİM SONRA...
Ferhat Ali Turan
2 Nisan 2008 Çarşamba
SUSMAKLA ÖZLEMEYİ ÖĞRETTİM
UZUN ZAMAN OLDU GÖRÜŞMEYELİ,
YAZMAYALI SANA.
BİLİYORUM MERAKTA
DEĞİLSİNDİR.
ARTIK BENDE
DEĞİLİM. KAÇ ZAMAN OLDU,
ELLERİM ELLERİNDEN
TUTMAYALI. KAÇ ZAMAN OLDU,
GÖZLERİM GÖZLERİNLE
BULUŞMAYALI.
OYSA YÜREĞİMİ VERMİŞTİM,
SENDE
SEVMEYİ ÖĞRENESİN DİYE.
SONUNDA SADECE
SUSMAKLA
ÖZLEMEYİ
ÖĞRETEBİLDİM...
BU DA ÇOK BİLE.
ferhat
21 Mart 2008 Cuma
KİFAYESİZ
BOŞ BİR SAYFA AÇTIM
SENİ YAZMAK İÇİN.
YILDIZLARDAN HARFLER YAPTIM
KELİMELER YETERSİZ KALMASIN DİYE.
GÖZLERİNİN DERİNLİĞİNE DALDIM
HANİ HEP KAÇIRDIĞIN.
DÜŞLEDİM SENİ , GÖZLERİMDE
GÜL DERMESİ YANAKLARINI
ÖYLEKİ
KARANFİLLERİ KOKUSUZ BIRAKAN
BAHARIMSI SAÇLARINI DÜŞLEDİM
AMA, AMA YETMEDİ.
Ferhat Ali Turan
20 Mart 2008 Perşembe
HİÇ BİR ŞEY
YALIN GECELERDE SİS ALTINDAN
YALNIZLIĞIMA MERHABA DİYENSİN.
YÜZÜMÜ BİNBİR BUSEYLE SÜSLEYEN
SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN.
YILLIK HASRETLERLE ,
ANLIK DOKUNUŞLAR ARASINDA
SAATLERCE YAZDIĞIM HİÇ BİR ŞEY.
YAZILIP ÇİZİLEMEYENLERLE
SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN.
KİLİSE ÇANLARI GİBİ ZAMANLI
AÇILAN TELEFONLAR HİÇ BİR ŞEY
SÖYLENİP YAZILAMAYANLARLA
SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN.
DENİZİN , ORMANIN , DÜŞLERİN
ANLATTIĞI HİÇ BİR ŞEY.
YAZILARIN SESİNDEN ÇATLARCASINA
ÇIKAN HİÇ BİR ŞEY.
HİÇ BİR ŞEY YÜREĞİMDEKİ SEVGİ
ÖYLEKİ ; GALİBA,BELKİ,ASLINDA BİR ŞEYSİN.
DEDİM YA :
SEN BENİM HİÇ BİR ŞEYİMSİN.
Ferhat Ali Turan
10 Mart 2008 Pazartesi
KÜÇÜĞÜM
KAÇ ZAMANDIR KÜÇÜĞÜM
ALEVLENİR DENİZ HASRETİNDEN
AY SARKARDA RIHTIM ÖTELERİNE
TUTUŞUR MEŞALELER.
KİMİ ZAMAN OLUR
SABAHI EDERİM AY ŞAVKINDA
GÖZBEBEKLERİM YUMULURDA KAPANMAZ GÖZLERİM
ZAMAN GELİR OYNAŞIRIM DALGALARLA
SAÇLARIN DENİZ OLUR OKŞAR YÜZÜMÜ
BİLMEDİĞİM TANIMADIĞIM.
EKSİKLİĞİNİ DUYARIM SICAK AVUÇLARININ
KUÇAK AÇARIM YILDIZLARLA SÜSLÜ GÖĞE
BİR DİZİ IŞIK BELİRİR,
SEN ZANNEDERİM...
Ferhat Ali Turan
9 Mart 2008 Pazar
TÜRKÜLERİM
BU ÇIPLAK ŞEHİRDE ,
SOĞUK GECELERDE SENSİZ
PALTOMUN YAKALARI KALKIK
DUDAĞIMDA ;
YİTİRMİŞLİĞİN TÜRKÜSÜ
KIRMIZININ GÖLGESİNDE ,
SOĞUK İNSANLAR ARASINDA
YARIM BİR SEVDAYLA
DUDAĞIMDA ;
ÇARESİZLİĞİN TÜRKÜSÜ.
TEL ÖRGÜLERDEN BİR GECE
KARANLIĞIN GÖLGESİNDE
NE SICAK BİR KADIN ELİ
NEDE IŞIYAN BİR DOST YÜZÜ
SADECE ,
DUDAĞIMDA ;
BEKLEYİŞİN TÜRKÜSÜ.
Ferhat ali turan
6 Mart 2008 Perşembe
SEVGİNİZİ TELEPATİYLE SÖYLEYİN
Sevdiğiniz erkek ne yapıyor şu sırada? Aklından neler geçtiğini biliyor musunuz? Belki de az önce karşılaştığı bir sarışın güzeliyle kaçamak yapmanın hayalini kuruyordur. Niye olmasın. Düşüncelerini okuyacak kimse yok ki. Ama, o kadar da imkânsız değil öğrenmek.
"Nereden bileyim ben, şimdi ne düşünüyor?" diye hayıflanmayın. Hem de ne falcıya ne de başkasına danışmaya gerek kalmadan, kendi kendinize okuyabilirsiniz onun aklından geçenleri. Nasıl mı? Aynen karşınızdakinin yaptığı gibi, düşünerek bulacaksınız.
Herkes her an bir şeyler düşünür. İnsanın aklından neler geçmez ki. Hiç kimse de diğerinin farkında değildir. İşte bütün bu düşünceler, aklımızdan geçenler, çevreye sürekli yayın yapan bir radyo istasyonu gibi olmamızı sağlar. Eğer karşınızdakinin hangi dalga boyunda düşüncelerini yaydığını anlarsanız, onları yakalamak işten bile değildir.
Şu sırada İstanbul Radyosu'nun müzik programını dinleyeniniz var mı? Nasıl duyuyorsunuz o yayını? Elbette yakınınızda bir radyo olmalı. Radyonuz zaten bu yayınlara göre imal edilmiş, başka tür bir yayını isteseniz de alamaz.
BİLGİSAYARLAR, BEYNİNİZİN YANINDA HİÇ KALIR
Şimdi de başka bir aletten bahsedelim. Hem de çok yakınınızda duruyor. Nereye gitseniz sizinle birlikte olan beyniniz. Öylesine mükemmel bir yapısı var ki, ne radyo ne de bilgisayar, hepsi yanında hiç kalır. Üstelik, kullanması bedava. Elektrik kesildi, pil bulamadık diye endişe yaratmıyor. Sonra, sadece yayınları almakla kalmıyor, bir de istediğiniz yayını programlayıp gönderiyor. Ama, yalnız düşünce türünden olan yayınlara göre yapılmış.
Kendi beyninizi size yeniden pazarlayacak değiliz, daha fazla reklama gerek yok. Doğuştan sahipsiniz bu mükemmel alete. Bütün mesele, onu kullanmasını yeterince bilmek. Önce şunu belirtelim, her an düşünce yayını yapıyorsunuz. Ama, kontrolsüz ve programsız bir yayınınız var. İşte bu dağınıklık yüzünden, başka yayınları da alamıyorsunuz. Daha doğrusu, alıyorsunuz ama farkında değilsiniz.
Şimdi gelelim "insan" marka beynin kullanma talimatına. Önce, kendi yayınlarımızı en düşük düzeye getirmeliyiz. Kısa bir süre için de olsa, ıvır zıvır şeyler düşünüp zihninizi gereksiz yere meşgul etmekten kurtulmalısınız. Böylece, düşünce yayınına harcanan enerji ve dikkatinizi alıcı durumunda kullanabilirsiniz.
Diyelim ki şu an aklımızı kurcalayan bir şey yok. Zihnimiz sakin. Beynimizin alıcı düğmesi açılmış demektir. Sıra geldi istasyon ayarına. Kimin düşüncelerini duymak istiyoruz? Yani, yayın yapan istasyon kim? Aklımızdan yalnız onu geçireceğiz. Boş verin şu sırada onun nerede olduğuna veya ne yaptığını hiç tahmin etmeye çalışmayın. Çünkü o zaman, farkında olmadan başka düğmeleri kurcalıyorsunuz demektir. Görüntü ayarı değil bizim istediğimiz. Şu an sadece düşünce dalgalarını almaya çalışıyoruz.
Yayın yapan istasyonu tanımanız, bilmeniz işinizi kolaylaştırır. Sarı çizmeli Mehmet Ağa'nın kim olduğuna dair hiçbir bilginiz yoksa, adamın ne düşündüğünü de bulamazsınız. Beyninizdeki ayar düğmesi, o kişiyle olan his bağınıza göre düzenlenmiştir. İster âşık olduğunuz, isterse nefret ettiğiniz birisi olsun. Yeter ki aranızda duygusal bir köprü kurulmuş olsun. Eğer o kişinin de size karşı duygusal bir tavrı var ise, yayın çoktan başlamış demektir. Hem de karşılıklı.
SADECE ONU DÜŞÜNÜN
Gelin, sevilen bir kimsenin düşüncelerini okumaya çalışalım. Çünkü, sevgi bağı en güçlü ve en etkili istasyon yayını demektir. Nefret de öyle. Aklınızdan yalnız sevdiğiniz kişiyi geçirin. Ama, birlikte olduğunuz tatlı anların hayaline kendinizi kaptırmadan. Sadece onu düşünün. Zihninizde onun adını yankılandırın. Hayal mi kuruyoruz? Hiç de değil. Kendinizi sevdiğiniz kişinin titreşimlerine uygun bir ortama getiriyorsunuz. İşte size istasyon ayarı.
Radyo dinlerken aynı anda gürültü yapılsa veya gazete okumaya çalışsanız, ne anlarsınız? "Kesin şu gürültüyü, duyamıyorum!" İşte kendi kendinize bunu söyleyin, eğer gelen düşünceleri alamıyorsanız. Başka bir şeyle meşgul etmeyin zihninizi. Bütün dikkatinizi o sevdiğiniz kişiden gelen titreşimlere verin. Aman, dikkat. Sakın ola gergin bir biçimde kasılıp beklemeyin. Tam tersi olur, kendinize parazit yapar hale gelirsiniz.
"Alo, alo. Beni duyuyor musun? Bak dinle, ben şimdi ne düşünüyorum." Değil elbette. Kafanızın içinde telefon kulübesi olmadığına göre, böyle sesler duyacak değilsiniz. Beyninizdeki alıcının ses ayarı değişik bir duyarlılıktadır. Onun ne düşündüğünü kulağınızla duymayacaksınız, içinizde hissedeceksiniz. Bir anda olur bu, genellikle. Başlangıçta çoğu kez kısa ve tek bir duygudur. Çünkü insan, ister istemez o duyguyu aldığı an düşünce üretmeye ve hayal kurmaya başlar. Bunun önüne geçemediği için, alıcı durumundaki beynin ayarını bozar ve karşıdan gelen düşünceleri okuyamaz.
Sakin bir halde, yalnız sevdiğiniz kişiyi aklınızdan geçirirken, içinize onunla ilgili bir duygu gelebilir. Bir anda, şimşek hızıyla çakıp sönen bir parıltı gibidir. Bunu izleyen diğer düşünce ve duyguların size ait olduğundan şüphe etmeyin. Bütün mesele, aradaki o bir anlık dış yayını yakalamak ve ayırt etmektir. Yoksa, kendi düşüncelerinizle karıştırabilirsiniz.
Derler ki, kadınların beyni erkeklerinkinden daha küçükmüş. Çağımızda zaten elektronik aletlerin en küçükleri en büyük işleri başarıyor. Tabiat, bu üstünlüğü yıllar öncesinden kadınlara vermiş olmalı. Çünkü, kadınlar bu alanda da erkeklerden daha yetenekli. Duygu derinliği ve zenginliği, telepatik haberleşmenin vazgeçilmez bir yanı. Aman yanlış anlaşılmasın, sırılsıklam âşık olmak değil bu derinlik. İnanılmaz bir hayal kurma gücüyle de ilgisi yok. Zekânın duygularla birleştiği yerde, telepatik yetenek ortaya çıkıyor.
ÖNCE ZİHNİNİZİ BOŞALTIN
Kimi insanda düşünceleri alma kapasitesi, düşünce göndermekten daha fazladır. Bazılarında da tersine olabilir. Çevresine hâkim olmaktan hoşlanan kişilerde, alıcılık oranı daha düşüktür. Başkalarının davranışlarından çabuk etkilenenler ise verici yayınını pek beceremeyebilirler. Ama, bu özellikler o kadar önemli değildir. Yeter ki, bu işin tekniğini iyi bilelim.
Başkalarının düşüncelerini okumak yerine, onlara kendi düşüncelerinizi aktarmak isteyebilirsiniz. Bunun için biraz daha karışık bir yöntem denemek zorundasınız. Başlangıçta, aynen alıcı durumundaki gibi zihninizi durultmanız gerekecek. Parazit düşüncelerden kendinizi kurtaracaksınız.
Bu sükûneti elde ettikten sonra, sıra geliyor antenlerinizi düşünce yollayacağınız kişiye yöneltmeye. Bildiğiniz bir kimse ise, işiniz kolay. Duygusal bağ yine burada önemli. Şimdi ilk önce, boşalttığınız zihninizde o kişinin kendisini düşünün. Yüzünü gözünüzün önüne getirin. Ama, tam olarak. Başka bir şey düşünmeden.
Eğer düşündüğünüz kişi o an sakin bir ortamda ise, zihni çok meşgul değilse, işiniz kolay demektir. Gözlerinizi kaparsanız daha iyi sonuç alırsınız. Kapalı gözlerinizin önünde o kişinin yüzünü bütün detaylarıyla görmeye çalışın. Size baktığını hayal edin. Sanki onun beyninin içine giriyormuşsunuz gibi, sadece onu düşünün. Sonra, tek ve kesin bir cümle ile iletmek istediğiniz düşünceyi ona söyleyin. Açık ve belirgin biçimde. Bu ses zihninizde yankılansın. Başka bir şey düşünmeden, aynı şeyi yavaş ve etkili bir biçimde, sanki karşınızda duruyormuşçasına onun yüzüne söyleyin.
Duygusal ilişkilerde, bazen insan kendi kendisini engeller. Araya başka düşüncelerin girmesiyle, bütün benliğini bu işe veremez. Bir yandan kuşkuludur veya aslında bu işe girişmeye isteği tam değildir. Bu gibi hallerde, düşünce yayını yerini bulamaz. Önce kendinizden emin olmalısınız, karşınızdakine düşündüğünüz şeyi iletmeyi gerçekten istemelisiniz. Yoksa, beyin kendi engelleme mekanizmasıyla bu yayını önleyebilir.
KONUŞMADAN DA ANLAŞABİLİRSİNİZ
Bu gibi haberleşmeler, az da olsa bazen kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Durup dururken birden aklınıza birisi gelir, onunla ilgili bir düşünceyi yakalamışsınızdır. Daha sonra aynı kişiyi gördüğünüzde, bir de bakarsınız ki, o sırada sizi düşünüyormuş. "Aaa, vallahi şimdi ben de seni düşünüyordum. Şu işe bak, nasıl da karşıma çıkıverdin." Veya bir telefon zili, açarsınız. Kulağınızda, az önce birden aklınızdan geçen kişinin sesi: "Ayol, bir arayıp sorayım dedim. Hayırsız, nerelerdesin!"
Bilimsel olarak bu tür haberleşmelerin deneyleri yapılıyor, yarım yüzyılı aşkın bir süredir. Bizim de aramızda deneyebileceğimiz kadar kolay bir şey. Mesela, tanıdığınız bir kişiyle anlaşıyorsunuz. Filanca gün, falan saatte, ikiniz sakin bir ortamda oturacaksınız. Gözlerinizi kapayacaksınız. Hiçbir şey düşünmeden. Sonra, belirli saatte ikinizden birisi basit ve tek bir şeyi düşünecek. Diğeri de onun düşündüğünü almaya çalışacak.
Bu iş için, "Zener Kartları"ndaki beş sembol en kolay iletilebilen şekilleri göstermekte. Artı işareti, kare, çember, yıldız ve dalgalı paralel çizgiler kullanılıyor bu kartlarda. Düşünce gönderen kişi, bu sembollerden yalnız birisine sürekli bakıp diğerine aktarmaya çalışıyor. Alıcı da zihnini boşaltıp gelen düşünceye açık bir halde bekliyor. İstatistiklere göre, çoğu kez normalin üstünde başarılı sonuçlar alınıyormuş.
Bazen öyle ilişkiler vardır ki, duygusal coşkunun derinliğinde insan sevdiği kişiyi düşünmeden edemez. Sevgilinizi aklınızdan geçirirken, birden ruhunuzun taa içinde bir gül daha açar. İşte o an, düşünce âleminde birleşmenin zevkini tadarsınız. Hiç kuşkusuz, o da aynı duyguları yaşamaktadır aynı anda. Arada kilometreler olsa bile.
---oOo---
Haluk Akçam
4 Mart 2008 Salı
SAĞLIKLI YAŞAM İÇİN
* Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin.
* Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren 'light' hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
* Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. Taş devri diyetini uygulayın.
* Bol taze sebze ve meyve yiyin
* Yeterli omega-3 alın; ayçiçeği, mısır, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin.
* Kefir, yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden (faydalı mikroplar) zengin gıdalarla beslenin.
* Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
* Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse manda sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
* Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
* Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin
* Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz!)
* Streslerden uzak durun
* İyi uyuyun.
* Çevresel toksinlerden ve sigaradan uzak durum.
* D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
* Yeteri derecede egzersiz yapın
* Aşırı alkol kullanmayın
* İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
* Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir.
* Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler.
* Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir.
* Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın.Prof. Dr. Ahmet AYDIN
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD
Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
SEVGİ ENERJİSİNİ KULLANMA
Sevgi evrensel bir titreşimdir.tüm canlılarla iletişimdedir, Her seviyede çalışır ve gerçek doğamızı ifade eder.Yaşam gücünün ve şifanın temelidir.
* Şifaya yardımcı olabilmek tüm insanların doğasında vardır.
* Şifa öğretilebilen bir yetenektir ve uygulama yaptıkca artar.
* Enerji düşünceyi takip eder.Uygulamacı niyet ve meditasyonları yüksek enerji alanı yaratabilmek ve şifacıyı (alıcı) çevrelemek için kullanır.
* Rezonans ve uyumlanma şifalanacak alanın titreşimlerini uygulayıcının titreşimine uyumlanmasını sağlar.Uygulayıcı sadece yeni rezonansı yükseltir ve yüksek tutar.
* Gerçekte kimse bir başkasını şifalandıramaz.Şifaya ihtiyacı olandır şifacı.
* Süreç'e güvenmek çok önemlidir.Yaşam gücü ve şifa süreci bizim algılarımız ötesinde bir bilgelikle çalışır ona güven duymalıyız.
* Enerji, bedenin şifalanması için gerekli doğal zekasını takip eder. Uygulamacı "beden zekasına dikkat eder ve ağrıyı kovalar."
* Uygulamacı şifa uygulaması sırasında kendiside şifalanmaktadır.
* Nefes alma yaşam gücünü artırır.
* Sinerji birden fazla uygulamacının beraber çalışmasıdır, son derece güçlü olabilir.
* Şifa uzaktanda yapılabilir ve çok etkilidir.
* Herkesin şifadaki yetenekleri kendine özgüdür, bazı kişiler bazı durumları şifalandırmada özellikle yeteneklidir.
* Kuantum-Dokunuş diğer şifa yöntemleriyle kolayca kullanılabilir.
Rezonans
Eski tip sakraçlı saatleri biliriz. Bu saatleri karşılıklı duvarlara asıp sakraçlarını değişik yönlere çalıştırırsak bir kaç gün içinde sakraçların aynı yönde sallandığını görürüz.
Aynı şekilde, sıcak gecelerde ağaçlara kümelenen ateş böcekleri, başlangıçta düzensiz bir şekilde yanıp sönerler ama kısa süre sonra hepsi ışıklarını düzenli bir şekilde yakıp söndürürler.
İki şey, rezonans ve uyumlama vasıtasıyla farklı frekanslarda titreşiyorlarsa, ya daha düşük titreşim yükselecek, ya yüksek titreşim düşecek veya ortada birleşeceklerdir. Kuantum-Dokunuş uygulayıcısı, beden taraması ve nefes tekniklerini kullanarak kendi titreşimini en yüksek seviyeye çıkarmayı öğrenmiştir. Ellerini enerjisi düşük bir bedene uzattığında, o beden kendi frekansını uygulayıcının titreşim frekansına uyumlayacaktır. Yüksek frekansa geçen beden zekası aldığı bu enerjiyi nasıl kullanacağını iyi bildiğinden şifanın gerçekleşmesi için gerekeni yapacaktır.
Rezonans Kuralları
* Enerjiyi Çalıştır. Tüm beden taraması fiziksel bedenin hislerini güçlendirerek ellerimizden akmasını sağlıyacaktır.
* Körükcünün körüğü gibidir nefes. Ne kadar çok hava hareket ettirilirse iletişim ve diğer kişinin seviyesine düşmekten korunma o kadar güçlü olur.
* Nefesini Enerjiye bağla. Beden taraması nefes teknikleriyle birleştirilip uygulama yapıldıkca nefesimizle hislerimiz birbirine bağlanacaktır.
* Niyet et. Kişinin en yüksek hayrına şifa için yeterli etkendir.
* Sevgi ve şükran hissedin. Bilinçli olarak sevgi ve şükran dygularımızı canlı tutmak rezonansımızı yükseltir.
* Pozitif beklentide olun. Enerji insan zekasının üstünde bir zeka seviyesinde çalışır. Bu durumda bedenin mucizeler yaratabileceğine inanmak, şifanın gerçekleşmiş olduğunu düşünmek dahi şifaya yardımcı bir etkendir.
* Tüm dikkatinizi verin. Reikide odaklanmak gerekmez, Kuantum-Dokunuş da odaklanmanın etkisi inkar edilemez.
* Sonuçla ilgilenmeyin. Biz kişinin rezonansını yükseltmesine yardımcı oluyoruz. sadece sonuç bizim işimiz değildir. Kişinin bedensel zekası o enerjiyi nasıl kullanacaktır bilemeyiz.Bırakırız onu enerji düşünsün.
* Güven. Etken bir unsurdur. Kendimize, rezonansımızın yeterli yükseklikte olduğuna, bunun seans için yeterli olduğuna ve SÜREÇ'e güvenmeliyiz.
alıntı
SİZ HAYATIN DEĞİL , HAYAT SİZİN EMRİNİZDE
HAYAT bir enerjidir. İhtiyacı olan enerjiyi beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır.
Yürümek, koşmak, konuşmak, duymak, uyumak, gülmek, kızmak, yazmak gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi, ne de kalorileri yüklenmesi kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez. 'Enerji' ve 'canlılık hissi' arasındaki ilişkiyi sadece kaloriler belirlemez.Canlılık hissinde, biraz ruh sağlığının ve biraz da duygusallığın yeri olması gerekir.
COŞKUYA ÖNEM VERİNEnerjik ve canlı kalmayı, eskilerin deyişi ile 'taş gibi olmayı' istiyorsanız, hayatın gücünü sadece yediklerinizde, içtiklerinizde aramayın. 'Hayat çorbası'nın içine birer tutam huzur, coşku, sevinç ve birer parmak keyif, heyecan ve ümit katmaya bakın!Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz, içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız. Sağlığın 'bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali' olduğunu unutmayıp fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız. Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun- göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız. Saydığımız bu ve benzeri sorunlar, çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor.Biraz korku, endişe, üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı bir anda patlatıyor. Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz:ACELECİ OLMAYIN
Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir. Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın, onu koşturup yormayın. İşe 'yavaşlayarak başlayın'.Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın. Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, düşüncelerinizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın. Acele etmek için çok da acele davranmayın.Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın. Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın.Eğer hayata daha çok değmek, huzur, keşif, neşe eklemek, hayatı geçmemek istiyorsanız birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın. İşe yavaşlayarak başlayın.DİRENÇLİ OLUN
Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta, börek, hamburger ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.Kaliteli ve formda bir hayat istiyorsanız direnmeniz gereken çok şey var:
Karamsarlık, korku, endişe, panik, hiddet, kızgınlık, kabalık, kin ve nefreti hayatınıza sokmayın.
KIZIP SİNİRLENMEYİN
Kızmayın, sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir.Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir. Bunları 'çevresel kirlenme' gibi algılayın.
'Huzurlu olmak, içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır.İç sükuneti, olabildiğince korumaktır' diyor Vincent Peale. Huzur ve sükunetin ürettiği enerji, temiz ve organik bir enerjidir. Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez.
DAHA ÇOK SEVİN
Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir. Sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır. Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.
BAZEN BOYUN EĞİN
Kabul edin! Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.Böyle durumlarda Nehru'dan yararlanın:
'Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder. O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi... 'Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin. Bekleyin, kabul edin, 'Bu da geçer' deyin.
Hayat sonsuz bir enerjidir. Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemektir.
Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor. Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı mutlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip ritmini ve hızını bozmamaktır. İnsanlar şişirilen kasları, silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir.
Hayata taraf olmaktır.
Hayatı ıskalamamaktır.
Hayatın içinde kalmaktır.
alıntı
HAYAT BİR SATRANÇTIR
Bazen hayatımıza giren öyle insanlar olur ki;onlarin belli amaca hizmet etmek, bize bir ders vermek, kim oldugumuzu ya da olmak istedigimizi bulmamıza yardım etmek için bizimle olduklarını yüregimizin derinliklerinde hissederiz. Bu insanlarin kim olacağını asla önceden kestiremezsiniz; belki oda arkadaşınız, komşunuz, uzun zamandır görmediginiz bir arkadaşınız, sevgiliniz ya da belki de sadece göz göze geldiginiz bir yabanci.
Her kim olursa olsun, o kader anında hayatınızın bir biçimde etkilenecegini bilirsiniz. Bazen de hayatınızda öyle olaylar yaşarsınız ki; o anda bu olaylar size korkunç, acı dolu, haksız gibi görünür.
Ancak fırtına dindikten sonra; bütün bu olayların üstesinden gelmemiş olsaydınız, asla potansiyelinizin, gücünüzün, azminizin ve yürekliliğinizin farkına varamayacagınızı anlarsınız.
Her olayın bir gerçekleşme nedeni vardir. Hiçbir sey tesadüfen, kötü ya da iyi şans nedeniyle gerçekleşmez. Hastalık, yaralanma ve deneyimsizlikler, ruhumuzun sınırlarını test eden olaylardır. İster olaylar, ister hastalıklar, ister ilişkiler olsun, bu küçük testler olmasaydı hayat hiçbir yere varmayan düz ve sıkıcı bir yol gibi uzayıp giderdi. Güvenli ve rahat, ancak boş ve amaçsız. Yaşamınızı, başarılarınızı ve düşüşlerinizi etkileyen insanlar, kimliğinizi yaratan insanlardır. Kötü deneyimler bile birilerinden ögrenilebilir.
Bu dersler en zor, ancak büyük bir ihtimalle en önemli olanlardır.Eğer biri sizi kırar, ihanet eder ya da üzerse, size güveni ve kalbinizi açtıgınız birine karşı dikkatli olmayı öğrettikleri için onları affedin.
Eğer biri sizi severse, siz de bunun karşılıgında onu koşulsuz sevin;sadece onlar sizi sevdiği için değil, size sevmeyi ve onlar olmadangöremeyeceginiz ya da hissedemeyeceginiz seylere kalbinizi vegözlerinizi açmanizi ögrettikleri için.
Her günün tadını çıkarın. Her anın değerini bilin ve belki de tekrar yaşayamayacagınız bu andan alabileceğiniz en fazla şeyi almaya bakın.
Daha önce hiç konuşmadıgınız insanlarla konuşun, onları dinleyin, Aşık olun, zincirlerinizi kırın ve gözünüzü zirveye dikin. Başınızı dik tutun, çünkü bunun için her türlü hakkınız var.
Kendinize büyük bir insan olduğunuzu tekrarlayın ve kendinize inanın. Eğer kendinize inanmazsanız, hiç kimse size inanmaz.
Hayatınızı nasıl istiyorsanız öyle şekillendirebilirsiniz.Kendi özgün yaşamınızı yaratın, dışarı çıkın ve onu yaşayın!"
UNUTMAYIN; OYUN BİTTİĞİNDE ŞAH VE PİYON AYNI KUTUYA KONULUR......!!!!!
alıntı
3 Mart 2008 Pazartesi
GECENİN BU YARISINDA
VE ÖVGÜLERİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM.
29 Şubat 2008 Cuma
sevmek mi , sevilmek mi ?
Genç kız nihayet uyanmıştı. Tüm gece boyunca uyumuştu. Gözlerini ovuşturdu. Elbiselerini düzeltti. Şaşkındı.
- Neredeyim ben? Siz kimsiniz?
- Demek dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun?
- Çok içtiğimi hatırlıyorum o kadar...
- Evet, kapıyı sana açtığımda çok sarhoştun gerçekten. Kapıyı açar açmaz bana ilk söylediğin söz suydu: "Ben Tanrı'nın hediyesiyim" Genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. Bir şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını da bilemiyordu. Şaşkınlığını biraz olsun gizlemek için:
- Peki ya sonra ? dedi.
- İşin doğrusu ben Tanrı'dan böyle bir hediye beklemiyordum. Şaşırdım bir an. Gerçeği arayan birisine senin gibi bir serabın gösterilmesi doğal gelmedi bana. Ben bunları düşünürken sen de şu anda yattığın yerde sızıp kaldın zaten.
- Dün geceden beri yerde mi yatıyordum? Diye sordu şaşkınlıkla.
- Evet, düşüp sızdığın yerden kaldırmadım. Biliyorsun seraba dokunulmaz. Bütün gece Tanrı'nın seni almasını bekledim. Ama görüyorsun ki hala gelmedi. Sahi söyler misin sen hangi Tanrı'nın hediyesisin böyle? Ferda sitem dolu bir utangaçlıkla:
- Lütfen benimle alay etmeyin, dedi.
- Alay etmiyorum. Sadece seni anlamaya çalışıyorum. İstersen önce sana bir kahve yapayım da kendine gel. Kemal kahveleri getirdiğinde Ferda biraz olsun kendine gelmişti. Üzerindeki yabancılığı atmaya, doğal olmaya çalışıyordu.
- Benim adim Ferda. İki sokak ilerideki sitelerde oturuyorum. Dün gece için özür dilerim. Arkadaşlarla yasadığım bir çılgınlıktı o kadar. Çok utanıyorum.
- Ben de Kemal. Bu evde tek başıma yaşıyorum. (Bir an duraksadı Kemal). Senin hakkında ne düşündüğümü merak ediyorsun değil mi?
- Biraz öyle...
- Hiç... Hiçbir şey düşünmedim.
- Neden?
- Özel olarak hiçbir insan üzerinde düşünmem pek.
- Gecenin yarısında kapını çalıp evinde yatan bir kız hakkında bile mi?
- Evet...
- Çok garip bir insansın.
Kemal sustu... ve sonra
- Söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?
- Tabii ki değil.
- İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen... Hepiniz maskelerinizle yaşıyorsunuz. Su toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. Hem de zamana, kişilere ve olaylara göre her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo... Bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana insanlar üzerinde düşünmek.
- Kendini soyutluyorsun insanlardan.
- Öyle de denebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. Bu yüzden insanlardan hiçbir şey almamayı yeğliyorum. Buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.
- İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?
- En başta onu. Bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en tehlikeli yoldur.
- Ama insan hiç sevilmeden yasayamaz ki...
- Bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. Kısacası sorun bence sevilmek değil sevmektir.
- Sevdiğin halde sevilmiyorsan? - Sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. Bence sevmek bir insanı kendi içinde hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. Anlayabiliyor musun? Sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. Bunu evreni kapsayacak şekilde de düşünebilirsin.
- Nasıl yani?
- Evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir. Ferda'nın kafası karışmıştı. Hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi üzerine. Bunu fark eden Kemal:
- Bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. Birinci taş devrinde insanlar yumuşacıktı. Sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. Sadece evleri ve aletleri taştandı. Simdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. Hatta taştan da katı. Çünkü öyle taslar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki... Kemal'in gözleri nemlendi bunları söylerken. Yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere döküyordu aslında. Ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik... Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat şeridi geçti Ferda'nın gözleri önünden. Eğer Kemal'in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. Bir anda gözleri duvarda bir çerçevede olan mısralara takıldı: "Donuk sevgiler çağındayız Sıcak sevgiler cehennemde yanıyor Sevgi... Yaşanmayacak kadar güzel, Fark edilmeyecek kadar sade, Duyulmayacak kadar doğaldır." Kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi Ferda'ya:
- Biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. Ve de cesaret. Bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında... Şefkat ve cesaret kurbanları... Kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler. Bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Güçsüzdür bu insanlar, kolayca kırılırlar. Dünya çok acımasızdır öylelerine göre... Kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. O kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar... Dünyayı bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yıkılıverirler. Dünyayı titretecek cesareti taşıyan bu insanlar kalplerine dokunan bir parmakla diz üstü çöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: " Dağ düştü üstümüze Yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize Acısı yıktı bizi...! Cesaret onları o kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse öldürür. Kemal sustu birden. Ferda bir şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu Kemal'i.
- Niye sustun? - Bana ne şefkati öğrettiler nede cesareti.
- Ama tüm bunları biliyorsun sen
- Nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. Bir an durdu sonra:
- İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, korkaklıklarından cesareti öğrendim.
- İnsanlar bu kadar acımasız mi? Gerçekten seven insanlar yok mu hiç?
- Bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. Seni senin için değil kendileri için severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde değil biliyor musun? Sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. Mükemmel bir katildir onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. Yapacağın tek şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında ölümü beklemendir. Anlıyor musun?
- Sen sevilmekten korkuyorsun
- Belki...
- Neden?
- Neden mi? Ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani. Kalbimden eminim çünkü. Sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. Ama kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. Bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?
- Fikirlerimi alt üst ettin. Her şey karıştı. Sevmek sevilmek, nefret sevgi... Hatta şu ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.
- Aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.
- Nasıl?
- Kendini tanıyarak... Yalnız kaldığın anlarda...
- Yalnızlıktan kaçmışımdır hep...
- Yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. Bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken de. O halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?
- Yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?
- Kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir iç uzayın olduğunu görebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz... Benliğindeki zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?
- Anlamadım!
- Dünyada bir tek kişi vardın aslında. O bir tek kişinin içinde beş milyar insan.
- Benliğim bu kadar kalabalık mi?
- Evet. Benliğin tüm varlığın merkezidir. Tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin. Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. Hem acıyı hem sevinci yaşarsın iç içe, yan yana... Hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar...
- Sözlerin çok karışık.
- Belki haklısın bu konuda. Bazı insanlar başlı başına paradokstur. Düşünceleri de öyle. İnsanlar paradoksal düşünmeye alışık değiller. Bu yüzden anlaşılmıyoruz. Zaman bir hayli ilerlemişti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dağılmıştı ki hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Bütün gece boyunca Kemal'in sözleri ile uğraştı Ferda. Bazen onu anladığını düşünüyor, bazen saçmaladığına karar veriyordu. Her şeye rağmen hayranlık duyuyordu ona. Ara sıra arkadaşlarına anlatmak istiyordu onu. Ama kimsenin anlamayacağından emindi. Günler geçiyor, yüreğinde Kemal'e, karşı konulmaz bir sevgi taşıdığını hissediyordu Ferda. Her geçen gün biraz daha büyüyordu sevgisi. Aylar geçmiş ama bir türlü ona gitmeye karar verememişti. Çekiniyordu. İnsanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kızı ciddiye alır miydi? "Hiç kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölmüş değildir hiçbir zaman". Evet, bu söz de onun değil miydi? Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona sevdiğini söylemeliydi. Ferda Kemal'in evine gittiğinde büyük bir şaşkınlık geçirdi. Evde kimse yoktu, taşınmıştı... Evin bekçisi yaklaştı Ferda'ya:
- Kızım, adinizi öğrenebilir miyim?
- Adım Ferda, Kemal Bey taşındı mi?
- Evet kızım, taşındı. Ve kimseye söylemedi nereye gittiğini, bana bile. Bir mektup bıraktı sana. Gelirse verirsin dedi. Ferda mektubu aldı. Tereddütlü adımlarla evine gitti. Yıkılmıştı. Derin bir boşluk hissetti yüreğinde. Birden ümitle doldu yüreği. Belki de onu yanına çağırıyordu. Sabırsızlıkla mektubu açtı. "Ey sevgili, Seni sevip sevmediğimi söylemeyeceğim. Ama sevgiyi öğretebildim sana sanırım (ne kadar öğretilebiliyorsa). Dilerim kalbine kalbimden verdiğim şey yüreğinde yeşerip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksın, ne de ben sende. Sen beni kendinde, ben seni kendimde bulmuş olacağım. O zaman hiç ayrılmayacağız. Sakin sevgimle seni tuzağa düşürdüğümü sanma. Sevgi hayatin hem çekirdeği hem de meyvesidir. Bir ağaç, meyvesiyle seni kendine çağırıyorsa bu bir aldatma sayılmaz. Unutma ki ağaç meyvesine çağırır, kendisine değil. Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun. Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense haykırıyorum. Sakin unutma: Kalbim paylaşılamayacak kadar senindir. Seninle bile. . .
alıntı
alıntı
ÖYLESİNE ALINTI
Alıntı
25 Şubat 2008 Pazartesi
BİLDİĞİNİ BİLMESİN MİNİK YÜREK
MİNİK KIZ İSE SEVİLDİĞİNDEN HABERSİZ GELİR GİDERMİŞ YANINA. KONUŞTUKÇA GÜLERLER , GÜLDÜKÇE GÜLLER AÇARMIŞ YÜREKLERDE. ZAMAN SONRA ANLAMIŞ MİNİK KIZ, NE VARKİ O DA ALIŞMIŞ. İSTEMESİN KIRILSIN , SİLİP ATAMAMIŞ. OKUDUKÇA YAZILANLARI TETBİRİ ÇARE ARAMIŞ. ÖNCE TELEFONLARI SUSTURMUŞ, YALANLAR SÖYLEYEREK. SONRA YÜREĞİNE İNAT SİVRETMİŞ DİLİNİ, OLMADI KOPARMIŞ GÜLDEN YANA NE VARSA, YÜREĞİ KAN AĞLAYARAK.
KIZMAMIŞ ADAM, NİYE KIZSIN Kİ O SEVİLMEK DEĞİL SEVMEK İSTEMİŞTİ SADECE. ANLAMASADA MİNİK KIZ HER KOPAN GÜLDEN SONRA BİR YENİSİNİ UZATMIŞ İSTEMİŞKİ ; BİLDİĞİNİ BİLMESİN MİNİK KIZ.
FERHAT ALİ TURAN
23 Şubat 2008 Cumartesi
HUZURLU OLMANIN 100 YOLU
002. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
003. Huzurlu ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
004. Olumlu ve olumsuz düşüncelerde kartopunun çığ gibi büyüme etkisini unutmayın.
005. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
006. Unutmayın: Öldüğünüz zaman bile, hala yapılacak bir dolu işiniz olacaktır.
007. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
008. İyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
009. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
010. İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.
011. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
012. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
013. Sevgi elini önce siz uzatın.
014. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
015. Gerçeği kabul edin: Hayat adil değildir.
016. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.
017. Strese dayanma gücünüzü arttırın.
018. Haftada bir kez içten bir mektup yazın.
019. Sık sık tekrar edin: Yaşam bir acil durum değildir.
020. Zihninizde özel bir bölüm açın.
021. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz? birini düşünerek geçirin.
022. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.
023. Her gün kendinize sessiz bir zaman ayırın.
024. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
025. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı amaçlayın.
026. Daha iyi bir dinleyici olun.
027. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
028. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
029. Eleştirme isteğinizi bastırın.
030. Daha ılımlı bir sürücü olun.
031. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
032. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
033. İpin ucunu biraz bırakın.
034. Bir bitki yetiştirin.
035. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
036. Erken kalkmaya alışın.
037. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
038. Planlarınızda esnek olun.
039. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
040. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
041. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak. 042. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
043. Zihninizi sessizleştirin.
044. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
045. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermeyin.
046. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
047. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
048. Biraz yüzünüz gülsün.
049. Bu da geçer.
050. Gevşeyin!
051. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
052. İç dünyanız için zaman ayırın.
053. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
054. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
055. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
056. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
057. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
058. Daha sabırlı olun.
059. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
060. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
061. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
062. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
063. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.
064. Rasgele iyilikler yapın.
065. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
066. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
067. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
068. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
069. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
070. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
071. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
072. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
073. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
074. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
075. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
076. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
077. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
078. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın: Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
079. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
080. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
081. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
082. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
083. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
084. Fırtınanın Gözü'nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
085. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
086. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
087. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
088. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
089. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
090. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
091. Başkalarını suçlamayı bırakın.
092. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
093. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
094. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
095. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
096. "Anlamlı başarı"nın tanımını bir kez daha yapın.
097. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
098. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
099. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin. Abartmayın.
100. "Daha fazlası daha iyidir" diye düşünmekten vazgeçin.
ALINTI