.
GÖZLERİNDE OKUDUĞUM AŞKI
DUDAKLARINDA TATMAK İSTERDİM
VE İSTERDİM Kİ O DUDAKLAR
SONSUZA DEK BENİM OLSUN...
KİŞİYE ÖZEL
SADECE SEVDALI OLAN OKUYABİLİR
TONY09 DERKİ :
SEVGİYİ UZAKTA ARAMAYIN, BELKİDE BAKIPTA GÖREMEDİĞİNİZ , YANI BAŞINIZDADIR.
HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR.
BU SİTE NARÇİÇEĞİME ADANMIŞTIR
Bizi Google+ üzerinde bulun
HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR.
BU SİTE NARÇİÇEĞİME ADANMIŞTIR
Bizi Google+ üzerinde bulun
19 Eylül 2009 Cumartesi
İSTERDİM
Etiketler:
felsefe,
ferhat ali turan,
mektup,
narçiçeğim,
şiir,
TONY09,
yazı
18 Haziran 2009 Perşembe
ERKEKLER SAFDIR.
.
Erkekler Melektir :-))
Bir gün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düsürür. 'Aman tanrım' diye bağırdığında TANRI belirir ve 'Ne diye bağırıyorsun?' der. Ormancı baltasinı suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler. TANRI suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bu muydu?' diye sorar. ormancı'hayır' diye cevaplar. TANRI suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta iletekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu? 'ormancı yine'hayır' diye cevaplar.TANRI suya tkrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'baltan bu muydu?' ormancı 'evet' der. Ormancının dürüstlüğü TANRI'nin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir.Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düser. Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. TANRI yine belirir ve sorar.'ne diye bağırıyorsun?' ormancı 'karım suya düştü der.TANRI suya dalar ve jennifer lopez le birlikte geri döner. 'Senin karın bu mu?' diye sorar. ormancı 'evet' der.TANRI sinirlenmiştir. 'yalan söylüyorsun. gerçek bu değil' der.Ormancı 'özür dilerim TANRIM, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, o na da hayırdeseydim karımla döncek ve her üçünü de bana verecektin. ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez e evet dememin sebebi budur.
Bu hikayeden alinacak ders : Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardir ve bu başkalarının yararı içindir.
VAR MI DAHA ÖTESİ?
Erkekler Melektir :-))
Bir gün ormancının biri dalları nehrin üzerine sarkan ağacın dallarını keserken baltasını suya düsürür. 'Aman tanrım' diye bağırdığında TANRI belirir ve 'Ne diye bağırıyorsun?' der. Ormancı baltasinı suya düşürdüğünü ve yaşamını sürdürebilmek için o baltaya ihtiyacı olduğunu söyler. TANRI suya dalar ve elinde bir altın balta ile tekrar belirir. 'Baltan bu muydu?' diye sorar. ormancı'hayır' diye cevaplar. TANRI suya tekrar dalar ve bu sefer elinde gümüş bir balta iletekrar belirir ve yine sorar. 'Baltan bu muydu? 'ormancı yine'hayır' diye cevaplar.TANRI suya tkrar dalar ve bu sefer elinde demir bir balta ile tekrar belirir ve yine sorar. 'baltan bu muydu?' ormancı 'evet' der. Ormancının dürüstlüğü TANRI'nin çok hoşuna gider ve baltaların üçünü de kendisine verir.Ormancı mutlu bir şekilde evine döner.Bir zaman sonra ormancı eşiyle birlikte nehir boyunca yürürken karısı suya düser. Ormancı 'aman tanrım' diye bağırır. TANRI yine belirir ve sorar.'ne diye bağırıyorsun?' ormancı 'karım suya düştü der.TANRI suya dalar ve jennifer lopez le birlikte geri döner. 'Senin karın bu mu?' diye sorar. ormancı 'evet' der.TANRI sinirlenmiştir. 'yalan söylüyorsun. gerçek bu değil' der.Ormancı 'özür dilerim TANRIM, ortada bir yanlış anlaşılma söz konusu. Eğer Jennifer Lopez için hayır deseydim bu sefer Catherine Zeta-Jones ile geri dönecektin, o na da hayırdeseydim karımla döncek ve her üçünü de bana verecektin. ben fakir bir adamım ve üç karımın sorumluluğunu taşıyabilecek durumda değilim. Jennifer Lopez e evet dememin sebebi budur.
Bu hikayeden alinacak ders : Ne zaman bir erkek yalan söylüyorsa bunun iyi ve saygın bir nedeni vardir ve bu başkalarının yararı içindir.
VAR MI DAHA ÖTESİ?
EVLİLİK
.
KATLANMAK
Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'
EVLİLİK
***Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz. ''Ya arabası yenidir ya da karısı!..''
***Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?'' Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.''
***Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer. İstediğin yemeği sipariş edersin, s o! nra yanındakinin istediği yemeği görüp ''Keşke onu isteseydim'' dersin.
***Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler, ikinci yılında kadın konuşur adam dinler, üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
***Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır: ''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.'' Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''
***Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir; ''Evet yanlış adamla evliyim de ondan.''
YAŞINA GÖRE ERKEK
*20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.
*20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.
*30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.
*40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.
*50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.
YAŞINA GÖRE KADIN
*15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir. Yarı keşfedilmiş, yarı bakir.
*25-35 arasında AMERİKA gibidir. Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.
*35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir. Çok ateşli, bilge ve güzel.
*45-55 arasında FRANSA gibidir. Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.
*55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir. Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.
*60-70 arasında kadın RUSYA gibidir. Geniş, sakin ama kimsenin gitmediği.
*70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir. Şanlı bir geçmiş ama gelecek yok.
NOT: alıntı
KATLANMAK
Melih Cevdet'e sormuşlar 'evlilik nedir' diye.Eskiden demiş, kız tarafının ve oğlan tarafının ailesi biraraya gelir, yeni çiftin kuracağı yuva için beraber hazırlık yapılır, beraberce yeni ev düzülürdü. Tabi o zamanlar evler genelde bahçe içinde müstakil evlerdi. O yüzden buna 'evlenmek' denirdi. Şimdi ise yeni evliler apartman dairelerinde yani katlarda oturuyorlar, bu yüzden artık evlilik 'katlanmaktır' demiş.'
EVLİLİK
***Bir adam karısına arabasının kapısını tutuyorsa emin olabilirsiniz. ''Ya arabası yenidir ya da karısı!..''
***Bir genç babasına sorar; ''Baba evlenmek kaça mal olur?'' Baba cevap verir: ''Bilmiyorum oğlum, ben hálá ödüyorum.''
***Evli erkeklerin psikolojisi arkadaşlarla lokantaya gitmeye benzer. İstediğin yemeği sipariş edersin, s o! nra yanındakinin istediği yemeği görüp ''Keşke onu isteseydim'' dersin.
***Evliliğin ilk yılında adam konuşur kadın dinler, ikinci yılında kadın konuşur adam dinler, üçüncü yılında her ikisi de konuşur, komşular dinler.
***Bir kavgadan sonra kadın kocasına bağırır: ''Seninle evlendiğimde tam bir aptalmışım.'' Adam cevap verir: ''Evet aşıktım, fark edemedim.''
***Bir davette bir kadın arkadaşına sorar; ''Alyansını yanlış parmağına takmıyor musun?'' Diğer hanım cevap verir; ''Evet yanlış adamla evliyim de ondan.''
YAŞINA GÖRE ERKEK
*20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.
*20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.
*30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.
*40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.
*50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.
YAŞINA GÖRE KADIN
*15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir. Yarı keşfedilmiş, yarı bakir.
*25-35 arasında AMERİKA gibidir. Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.
*35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir. Çok ateşli, bilge ve güzel.
*45-55 arasında FRANSA gibidir. Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.
*55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir. Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.
*60-70 arasında kadın RUSYA gibidir. Geniş, sakin ama kimsenin gitmediği.
*70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir. Şanlı bir geçmiş ama gelecek yok.
NOT: alıntı
14 Haziran 2009 Pazar
NAR VE FAYDALARI
NAR,NAR SUYU VE NAR EKŞİSİ
Yemesi zahmetli olan, ekşiliği nedeniyle biraz da yüz ekşitirek yenen narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası.
Nar (Punica granatum), Lythraceae familyasından içinde küçük çekirdekler ve meyve gövdesini oluşturan yüzlerce tanecikten oluşmuş, hafif ekşi tadında ılıman iklimlerde yetişen, özellikle Anadolu ve İran'da yetiştirilen bir meyve türü. Türkiye'de Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yetişir.
Haziran-Temmuz aylarında kırmızı renkli çiçekler açan, iki ile beş metre boylarında ağaççıklardır. Gövdeleri gayri muntazamdır. Yapraklar karşılıklı, kısa saplı ve kırmızı kenarlıdır. Çiçekler kısmen sapsız, tek tek ve birkaçı bir arada bulunur. Çanak yaprakları kırmızı renkli, dökülmeyen ve etlidir. Meyveleri küre şeklinde ve portakal büyüklüğünde, önceleri yeşil, olgunlukta kırmızımsı renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir.
Kullanımı
Bitkinin tohumları meyve olarak yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da tıbbi olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta ve alkaloitler (pelletierin) taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtiva eder.
Nar ağacı kabuğu çok eskiden beri bilhassa barsak şeritlerine (tenyalara) karşı kullanılır. Yalnız zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Nar meyvesi kabuğu, ishale karşı (% 15'lik) çay halinde kullanılabilir. Ayrıca yün iplikler, sarımsı renklere boyanabilir. Nar, çarpıntıya iyidir. Mideyi kuvvetlendirir. Et kısmı ile sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir.
Florida'da, 6-9 Mart tarihleri arasında yapılan Amerikan Kardiyoloji Koleji toplantısına katılan, Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.
Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."
Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.
Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.
Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.
Narın ve nar suyunun faydalarını Alman Hastanesi'nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan şöyle anlatıyor:
" Sağlık açısından özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gereken bir meyve. Çünkü insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitirmek mümkün değil. Adeta bir 'ilaç', hatta antibiyotik olan nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor."
Nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendiriyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, yapılan araştırmalarda nar suyunun cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu etkisinin görüldüğünü söyledi:
"Kış mevsiminde portakal, mandalina ve limonun yanı sıra narı da taze şekilde veya suyunu sıkarak tüketmek son derece önemli.
Narın en önemli özelliklerinden biri de genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruması. Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, 'ACE' denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapıyor. Nar birçok özellikleriyle bazı meyveleri de geride bırakıyor. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor.
Tüm bu özellikleriyle adeta bir 'ilaç' ve doğal antibiyotik görünümünde olan nar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemesi gereken meyveler arasında yer alıyor. Nar suyu ayrıca damar sertliğine karşı güçlü etkisi bulunan bir içecek olarak karşımıza çıkıyor.
Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.
Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliğe sahip. Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor".
NOT: alıntı
Yemesi zahmetli olan, ekşiliği nedeniyle biraz da yüz ekşitirek yenen narın faydaları saymakla bitmiyor. İster tek tek tanelerini yiyerek tüketin, ister suyunu sıkarak için nar, pek çok derdin devası.
Nar (Punica granatum), Lythraceae familyasından içinde küçük çekirdekler ve meyve gövdesini oluşturan yüzlerce tanecikten oluşmuş, hafif ekşi tadında ılıman iklimlerde yetişen, özellikle Anadolu ve İran'da yetiştirilen bir meyve türü. Türkiye'de Ege ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yetişir.
Haziran-Temmuz aylarında kırmızı renkli çiçekler açan, iki ile beş metre boylarında ağaççıklardır. Gövdeleri gayri muntazamdır. Yapraklar karşılıklı, kısa saplı ve kırmızı kenarlıdır. Çiçekler kısmen sapsız, tek tek ve birkaçı bir arada bulunur. Çanak yaprakları kırmızı renkli, dökülmeyen ve etlidir. Meyveleri küre şeklinde ve portakal büyüklüğünde, önceleri yeşil, olgunlukta kırmızımsı renkte, derimsi kabuklu, çok tohumlu ve etlidir.
Kullanımı
Bitkinin tohumları meyve olarak yenildiği gibi, gövde-kök ve dal kabukları ile meyve kabuğu da tıbbi olarak kullanılır. Kök ve gövde kabuğu tanen, nişasta ve alkaloitler (pelletierin) taşır. Nar meyvesi kabuğu tanen, triterpenler ve az alkaloitler ihtiva eder.
Nar ağacı kabuğu çok eskiden beri bilhassa barsak şeritlerine (tenyalara) karşı kullanılır. Yalnız zehirlenmelere yol açabileceğinden dikkatli olunmalıdır. Nar meyvesi kabuğu, ishale karşı (% 15'lik) çay halinde kullanılabilir. Ayrıca yün iplikler, sarımsı renklere boyanabilir. Nar, çarpıntıya iyidir. Mideyi kuvvetlendirir. Et kısmı ile sıkılıp içilirse, safra söker, pekliği giderir.
Florida'da, 6-9 Mart tarihleri arasında yapılan Amerikan Kardiyoloji Koleji toplantısına katılan, Columbia Üniversitesi New York Presbyterian Hastanesi kardiyologlarından Doç. Dr. Özgen Doğan, yapılan son araştırmaların, nar suyunun damar tıkanıklığını önleyici özelliğini ortaya çıkardığını belirtti.
Doğan, şu bilgileri verdi: "Hayvan deneylerinde, nar suyuyla beslenme sonrasında damar plakları ve tıkanıklıkları yüzde 44 geriledi. İnsanlar üzerinde yapılan bir araştırma ise 2 hafta boyunca günde 50 ml nar suyunun, tansiyonu artıran enzimi yüzde 36 düşürdüğünü gösterdi. Bu sayede tansiyon yüzde 5 düşürüldü."
Nar, şifalı bitkiler literatüründe yer alır. Genellikle besleyici ve tedavi edici ilaç ve panzehir olarak ağız yoluyla çeşitli karışımlarla birlikte yenilir ve içilir, haricen de merhem olarak kullanır. Onun sadece meyvesi değil, çiçeği, çekirdekleri, suyu ve kabukları da çeşitli karışımlar halinde tıbbi olarak kullanılır. Narın vücudu ve kalbi kuvvetlendirme, ishali kesme, şerit düşürme, burun poliplerine faydalı olma gibi yararları bulunmaktadır. Ancak içerdiği bazı kimyevi maddeler yüzünden mide ve bağırsak hastalığı olanların, küçük çocukların ve hamilelerin fazla kullanmamaları tavsiye edilir.
Tatlı nar midede çabuk çözüldüğü için hazmı kolaydır. Ancak zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca tatlı nar mideyi kuvvetlendirir, boğaza ve akciğerlere faydalıdır, öksürüğe iyi gelir. Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır, diğer narlardan daha fazla idrar söktürür, ishali ve kusmayı keser, karaciğer hararetini söndürür, kabızlığı giderir, kalp ve mide ağzındaki ağrılara iyi gelir.
Suyu zarıyla birlikte çıkarılıp bal ile merhem kıvamına gelinceye kadar pişirilip diş etlerine sürüldüğünde diş eti tahrişine iyi gelir. Dolama / tırnak iltihabı ve cerahatli yaraların tedavisinde nar çekirdeğinin balla birlikte karıştırılarak merhem halinde tatbik edilmesi tavsiye edilir. Nar çiçeği de yaralar için kullanılır.
Narın ve nar suyunun faydalarını Alman Hastanesi'nde görev yapan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan şöyle anlatıyor:
" Sağlık açısından özellikle kış aylarında bol bol tüketilmesi gereken bir meyve. Çünkü insan sağlığına olan faydalarını saymakla bitirmek mümkün değil. Adeta bir 'ilaç', hatta antibiyotik olan nar, özellikle bağışıklık sistemini güçlendirerek pek çok hastalıktan koruyor. İçerdiği bazı maddelerle kolesterol ve şekeri de dengeleyen nar, kalp sağlığını koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini engelliyor."
Nar, özellikle içerdiği antioksidanlar sayesinde vücudun savunma sistemini güçlendiriyor.
Beslenme ve Diyet Uzmanı Gürsel Doğan, yapılan araştırmalarda nar suyunun cilt kanserine ve erkeklerde prostat kanserine karşı koruyucu etkisinin görüldüğünü söyledi:
"Kış mevsiminde portakal, mandalina ve limonun yanı sıra narı da taze şekilde veya suyunu sıkarak tüketmek son derece önemli.
Narın en önemli özelliklerinden biri de genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruması. Damar tıkanıklıklarını geriletme özelliği bulunan nar, 'ACE' denilen enzimi engelleyerek tansiyon düşürücü bir etki de yapıyor. Nar birçok özellikleriyle bazı meyveleri de geride bırakıyor. Örneğin narda 10 bardak yeşil çaya ve 4 bardak kızılcık suyuna eşdeğer antioksidan madde bulunuyor.
Tüm bu özellikleriyle adeta bir 'ilaç' ve doğal antibiyotik görünümünde olan nar, sofralardan kesinlikle eksik edilmemesi gereken meyveler arasında yer alıyor. Nar suyu ayrıca damar sertliğine karşı güçlü etkisi bulunan bir içecek olarak karşımıza çıkıyor.
Nar suyunun sadece tanelerinden değil, tüm meyveden üretilmesi, bu içeceğin antioksidan etkisinin daha da artmasına neden oluyor. Zira bu önemli meyvenin kabuğu alkaloit, tanen ve glikozitler içeriyor.
Bu nedenle ishal kesici ve kurt düşürücü özelliğe sahip bulunuyor. Nar kabuğunun ekstresi ise güçlü bir virüs ve mikrop öldürücü özelliğe sahip. Ayrıca, cilt üzerinde enfeksiyon ve yara iyileştirici etki de gösteriyor. Bunların yanı sıra, meyve kabuğu ve tanelerin antioksidan ve anti-tümör etkileri de biliniyor".
NOT: alıntı
4 Mayıs 2009 Pazartesi
PARALEL ZAMANLAR
.
Evrende başka yaşamların olduğu düşüncesi henüz 12 yaşımdayken var olmuştu bende. Babannemden cinlerle ilgili hikayeleri dinledikçe "başka yaşamlara" olan ilgim daha da artmıştı.
Gerçekten cinler varmıydı? varsa neredeydi ve nasıllardı?
Gençlik yıllarımda Einestaine'le tanıştım. İzafet teorisi oldukça dikkatimi çekmişti. Konunun matematiksel ve fiziki yapısından ziyade zamanda yolculuğun yapılıp yapılamayacağıydı. Nasıl ve ne şekilde olabileceği konusunda hiç bir fikrim yoktu. Beni heyacanlandıran böyle bir yolculukta nereye ve nasıl gidileceği, gidilen yerde nasıl bir yaşamın bizi bekliyor olacağıydı.
İlk defa "zaman çizgisi" ni , "paralel zamanları" ve "zamanda sıçramayı" düşündüm. Evet biz zaman çizgisinin üzerinde ilerleyen varlıklardık. Geçen zaman değil, o çizgide yürüyen bizlerdik. Kainat içersinde birden fazla zaman çizgisi birbirinden ayrı şekilde konumlanmış durumda, belkide karşı karşıya çok yakınız. Ne varki boyutlar (frekansda diyebiliriz ) farklı oluşundan birbirimizden haberdar değiliz. Ne zaman gerçek anlamda sıçrama yapabildik - ki o zaman uzakta değil - bunun başlangıçı olarak 2012 işaret ediliyor. Ancak o zaman diğer boyutları algılayabiliriz.
Öncelikle zaman çizgisinden söz etmek istiyorum. Yaşanan vede yaşanacak bir süreç var aynı şekilde yaşanmış bir süreçte. Zamanda yolculuğun yapılabileceğini düşünürsek ki ben buna inanıyorum. Zaman değil, zamanın çizgisi olması gerekmiyor mu? Zaman çizgisi var değilse o zaman geçmişe yapılan yolçulukta ne olması beklenebilir? Zamanda yolculuğun olabilmesi için geçmişte ve gelecekte birilerinin olması gerekmiyor mu? Şayet öyle ise geçmişteki varlıklar o anki zamanı yaşıyor olmayacaklar mı? Zaman orda da şimdi, burda da şimdi olmayacak mı?
Demekki ilerleyen ZAMAN değil, zaman sarmalının sardığı ÇİZGİdeki yaşayanların ta kendisidir.
Evrende başka yaşamların olduğu düşüncesi henüz 12 yaşımdayken var olmuştu bende. Babannemden cinlerle ilgili hikayeleri dinledikçe "başka yaşamlara" olan ilgim daha da artmıştı.
Gerçekten cinler varmıydı? varsa neredeydi ve nasıllardı?
Gençlik yıllarımda Einestaine'le tanıştım. İzafet teorisi oldukça dikkatimi çekmişti. Konunun matematiksel ve fiziki yapısından ziyade zamanda yolculuğun yapılıp yapılamayacağıydı. Nasıl ve ne şekilde olabileceği konusunda hiç bir fikrim yoktu. Beni heyacanlandıran böyle bir yolculukta nereye ve nasıl gidileceği, gidilen yerde nasıl bir yaşamın bizi bekliyor olacağıydı.
İlk defa "zaman çizgisi" ni , "paralel zamanları" ve "zamanda sıçramayı" düşündüm. Evet biz zaman çizgisinin üzerinde ilerleyen varlıklardık. Geçen zaman değil, o çizgide yürüyen bizlerdik. Kainat içersinde birden fazla zaman çizgisi birbirinden ayrı şekilde konumlanmış durumda, belkide karşı karşıya çok yakınız. Ne varki boyutlar (frekansda diyebiliriz ) farklı oluşundan birbirimizden haberdar değiliz. Ne zaman gerçek anlamda sıçrama yapabildik - ki o zaman uzakta değil - bunun başlangıçı olarak 2012 işaret ediliyor. Ancak o zaman diğer boyutları algılayabiliriz.
Öncelikle zaman çizgisinden söz etmek istiyorum. Yaşanan vede yaşanacak bir süreç var aynı şekilde yaşanmış bir süreçte. Zamanda yolculuğun yapılabileceğini düşünürsek ki ben buna inanıyorum. Zaman değil, zamanın çizgisi olması gerekmiyor mu? Zaman çizgisi var değilse o zaman geçmişe yapılan yolçulukta ne olması beklenebilir? Zamanda yolculuğun olabilmesi için geçmişte ve gelecekte birilerinin olması gerekmiyor mu? Şayet öyle ise geçmişteki varlıklar o anki zamanı yaşıyor olmayacaklar mı? Zaman orda da şimdi, burda da şimdi olmayacak mı?
Demekki ilerleyen ZAMAN değil, zaman sarmalının sardığı ÇİZGİdeki yaşayanların ta kendisidir.
Etiketler:
felsefe,
ferhat ali turan,
metafizik,
paralel zamanlar
16 Nisan 2009 Perşembe
SEVGİYİ SEVEBİLMEK
.
Yarım zamanların, kırık hayatların figüranlarıyız hepimiz. Hiçbir şeyi
tamamlamak için uğraş vermiyoruz ve bu yüzden tembellik kanımıza
işliyor giderek. Çoğalmaktan korktuğumuz için 'tek' olmayı, yalnız olmayı
tercih ediyoruz. Bize yaklaşmak isteyen herkese dişlerimizi,
tırnaklarımızı gösterip korkutuyoruz, uzak tutuyoruz. Böylece daha
güvenli olduğumuzu düşünüp avutuyoruz kendimizi. Her şeyi erteliyoruz
bilerek ya da bilmeyerek. Hiç olmayacak yarınların, hiç gelmeyecek
zamanların düşünü kurup, bugünü atlıyoruz. Yaşanmamış 'an'lara her
saniye yenisini ekliyoruz. Yaşanmamış zamanların koleksiyoncusuyuz.
Oysa bu koleksiyon beş para etmiyor, farkında bile değiliz. Biri elini
uzatsa "Ne istiyorsun benden?" deyip "Mutlaka bir çıkarı olmalı" diye
düşünüyoruz. Dostluk kavramını, sevgi kavramını çoktan
tavanarasındaki eski sandığın içine koymuşuz. O sandığı açacak
anahtarın nerede olduğu ise meçhul. Soralım kendimize haydi, soralım
ve cesurca cevaplayalım, yüzleşelim. En son ne zaman kaygısız bir gün
geçirdik? En son kimi hiçbir şey ummadan, hiçbir şey beklemeden
sevebildik? Beklentilerle sınırladığımız sevgi dünyamız giderek daralıyor,
uyanalım artık. Çok yakında ne bizi sevebilecek kimse bulacağız ne de
seveceğimiz birini. Bir yandan da şikayet ediyoruz öyle değil mi, "Nerede
o eski sevdalar..." diye. Sevgi öldüyse eğer, faili meçhul bir cinayet değil
bu. Bir sorgulasak kendimizi, sevgiyi nasıl öldürdüğümüzü ayrıntılarıyla
itiraf edeceğiz. Tembellik dedim ya, es geçmeyin lütfen. İyi düşünün bu
sözcüğün anlamını. Cep telefonlarına, e-mail mesajlarına, chat odalarına
sıkıştırdığımız hayatımız tembellik değil de başka nedir? Hangimiz
elimize bir demet çiçek alıp sevgilinin kapısına gidiyoruz? Öyle ya,
internetteki sanal çiçek resimlerini gönderiveririz sevgilinin e-mail
adresine olur biter değil mi? Kendi el yazımızla, özenerek, sözcükleri
seçerek bir aşk mektubu yazmayalı ne kadar oldu sahi? Yazdığımız
mektubun cevabını beklerken duyulan o müthiş heyecanı yaşamayalı ne
kadar oldu? Ne kadar kolaya kaçarsak o kadar uzaklaşıyor bizden aşk.
Kaçıyor ve tutamıyoruz. Sadece arkasından bakıyoruz hepsi o kadar.
Hayat denilen şey öyle çok uzun bir şey değil. Mutlu geçirdiğimiz anların
toplamı ne kadar fazlaysa o kadar "Yaşadım" diyebilmeli insan. Mutlu
olmak içinse bir an önce tembellikten vazgeçmeliyiz. Aşk bizi bekliyor.
Yeter ki kalkabilelim yerimizden. Yeter ki uzanan elleri geri
çevirmeyelim. Hayatın tüm zorluklarına direnme gücünü yüreğimiz verir
bize. Yüreğimizi ihmal etmeyelim...
Mehmet Coşkundeniz
Yarım zamanların, kırık hayatların figüranlarıyız hepimiz. Hiçbir şeyi
tamamlamak için uğraş vermiyoruz ve bu yüzden tembellik kanımıza
işliyor giderek. Çoğalmaktan korktuğumuz için 'tek' olmayı, yalnız olmayı
tercih ediyoruz. Bize yaklaşmak isteyen herkese dişlerimizi,
tırnaklarımızı gösterip korkutuyoruz, uzak tutuyoruz. Böylece daha
güvenli olduğumuzu düşünüp avutuyoruz kendimizi. Her şeyi erteliyoruz
bilerek ya da bilmeyerek. Hiç olmayacak yarınların, hiç gelmeyecek
zamanların düşünü kurup, bugünü atlıyoruz. Yaşanmamış 'an'lara her
saniye yenisini ekliyoruz. Yaşanmamış zamanların koleksiyoncusuyuz.
Oysa bu koleksiyon beş para etmiyor, farkında bile değiliz. Biri elini
uzatsa "Ne istiyorsun benden?" deyip "Mutlaka bir çıkarı olmalı" diye
düşünüyoruz. Dostluk kavramını, sevgi kavramını çoktan
tavanarasındaki eski sandığın içine koymuşuz. O sandığı açacak
anahtarın nerede olduğu ise meçhul. Soralım kendimize haydi, soralım
ve cesurca cevaplayalım, yüzleşelim. En son ne zaman kaygısız bir gün
geçirdik? En son kimi hiçbir şey ummadan, hiçbir şey beklemeden
sevebildik? Beklentilerle sınırladığımız sevgi dünyamız giderek daralıyor,
uyanalım artık. Çok yakında ne bizi sevebilecek kimse bulacağız ne de
seveceğimiz birini. Bir yandan da şikayet ediyoruz öyle değil mi, "Nerede
o eski sevdalar..." diye. Sevgi öldüyse eğer, faili meçhul bir cinayet değil
bu. Bir sorgulasak kendimizi, sevgiyi nasıl öldürdüğümüzü ayrıntılarıyla
itiraf edeceğiz. Tembellik dedim ya, es geçmeyin lütfen. İyi düşünün bu
sözcüğün anlamını. Cep telefonlarına, e-mail mesajlarına, chat odalarına
sıkıştırdığımız hayatımız tembellik değil de başka nedir? Hangimiz
elimize bir demet çiçek alıp sevgilinin kapısına gidiyoruz? Öyle ya,
internetteki sanal çiçek resimlerini gönderiveririz sevgilinin e-mail
adresine olur biter değil mi? Kendi el yazımızla, özenerek, sözcükleri
seçerek bir aşk mektubu yazmayalı ne kadar oldu sahi? Yazdığımız
mektubun cevabını beklerken duyulan o müthiş heyecanı yaşamayalı ne
kadar oldu? Ne kadar kolaya kaçarsak o kadar uzaklaşıyor bizden aşk.
Kaçıyor ve tutamıyoruz. Sadece arkasından bakıyoruz hepsi o kadar.
Hayat denilen şey öyle çok uzun bir şey değil. Mutlu geçirdiğimiz anların
toplamı ne kadar fazlaysa o kadar "Yaşadım" diyebilmeli insan. Mutlu
olmak içinse bir an önce tembellikten vazgeçmeliyiz. Aşk bizi bekliyor.
Yeter ki kalkabilelim yerimizden. Yeter ki uzanan elleri geri
çevirmeyelim. Hayatın tüm zorluklarına direnme gücünü yüreğimiz verir
bize. Yüreğimizi ihmal etmeyelim...
Mehmet Coşkundeniz
16 Mart 2009 Pazartesi
DOSTLUK
Olmasa da olur dediğimiz insanlarla doludur hayatımız;
tanıştığımız, selamlaştığımız;klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz, cevaplarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan?Hayır, hiç sanmıyorum.Gönülde biter her şey; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun;ister en zengini, ister en komiği;ne yapsa nafile;yüreğine ulaşamaz. Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır... Gönlümüzdür hükümdar;kime ne paye vereceğini o belirler.Kimine "dost", "yar", kimine "tanıdık", "arkadaş" deyip, çıkar işin içinden...Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkini vermek ister.Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur;emek vermek gerekir, ilgilenmek...Sevdiğim her insanin hayatına bir anlam katmalıyım;Zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı;dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmak!Hani, bilirsiniz işte!
Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi...Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya;uzun olur kış geceleri...Dostlar vardır soba gibi;yüreğindeki ateşle ısıtır ellerinizi...Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneşte gölge olur;yanarken buz gibi su dökmez üstünüze;aksine, harlandırır ateşi;bilir ki, yanmayanı hiçbir şey söndüremez.Dostlar vardır, yıldız gibi;hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde...Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder hayatınızı;dili zehir zemberek, bakışları keskindir.Dostlar vardır gül gibi;sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir.Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez;dostlar vardır, minder de kâfi gelir;sen olursan fark etmez.Dostlar vardır;bir türlü çözülmez dili, muhabbeti çekilmez;dostlar vardır, efkârının sebebi bir bardak demli çaydır.Dostlar vardır, omzu her derde devadır.Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir.Dostlar vardır, dağ gibi vakur;toprak kadar bereketli, mert...Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük...Dostlar vardır türkü gibi;her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını;yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine...Dostlar vardır baki;tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün!Zamana ve darbelere;yollara ve hasretlere dirençli...Dostlar vardır;yüreğine kök salmış bir çınardır;hiçbir şey deviremez;gönülden gönüle kurulmuştur köprüler;ne yaşansa atılamaz!Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...Dostluklar vardır, erken dolar vadesi;dostluklar vardır, devam eder ahirette!İşte böyle dostlardır;her şeye lanet ettiğin günlerde bile, hayatını güzel kılan...Gönül, her yerde onları arar.Ve bulduğunda haber gönderir bize;Bir sıcaklık yayılır yüreğimize;bunda bir iş var deriz, takılırız peşine...Dost olalım gönlümüzle!
ALINTI
tanıştığımız, selamlaştığımız;klasik cümlelerle iletişim kurduğumuz, cevaplarını merak etmediğimiz sorular sorduğumuz...İyi insan olmadıkları için mi uzak dururuz onlardan?Hayır, hiç sanmıyorum.Gönülde biter her şey; akla yararlı gelse de samimi bir ilişki, gönlün hayır dediğine ısınmak mümkün olmaz.İster dünyanın en yakışıklısı, ister en güzeli olsun;ister en zengini, ister en komiği;ne yapsa nafile;yüreğine ulaşamaz. Başkası için özel olan, senin gözünde dünyanın en sıradan insanıdır... Gönlümüzdür hükümdar;kime ne paye vereceğini o belirler.Kimine "dost", "yar", kimine "tanıdık", "arkadaş" deyip, çıkar işin içinden...Özünde iyi olduğuna inansam da insanların, herkesi sevemem onun yüzünden...Hem, kalabalıktan da hoşlanmaz zaten; sevginin, sevdiklerinin hakkini vermek ister.Sonuçta, sevmek büyük bir sorumluluktur;emek vermek gerekir, ilgilenmek...Sevdiğim her insanin hayatına bir anlam katmalıyım;Zorlu ve vazgeçilmez bir serüven olmalı;dost dediğim insanlarla aynı zaman dilimini paylaşmak!Hani, bilirsiniz işte!
Dostlar vardır çiçek gibi; koklar koklamaz alır götürür bütün yüklerinizi...Evsizseniz ya da odun kömür bulamıyorsanız yakmaya;uzun olur kış geceleri...Dostlar vardır soba gibi;yüreğindeki ateşle ısıtır ellerinizi...Dostlar vardır; fırtınada sığınak, güneşte gölge olur;yanarken buz gibi su dökmez üstünüze;aksine, harlandırır ateşi;bilir ki, yanmayanı hiçbir şey söndüremez.Dostlar vardır, yıldız gibi;hava kapalıyken bile, kapkara bulutların bekçisidir gökyüzünde...Dostlar vardır, arada bir uğrayıp alt üst eder hayatınızı;dili zehir zemberek, bakışları keskindir.Dostlar vardır gül gibi;sarılırken yaralanmayı göze almanız gerekir.Hani, kiminin yoluna halı sersen kar etmez;dostlar vardır, minder de kâfi gelir;sen olursan fark etmez.Dostlar vardır;bir türlü çözülmez dili, muhabbeti çekilmez;dostlar vardır, efkârının sebebi bir bardak demli çaydır.Dostlar vardır, omzu her derde devadır.Dostlar vardır, iyi bir öğretmen gibi, nasıl sorulacağını öğretir.Dostlar vardır, dağ gibi vakur;toprak kadar bereketli, mert...Dostlar vardır; ney gibi hüzünlü, saz gibi asi; şiir kadar büyük...Dostlar vardır türkü gibi;her zaman söylenmeseler de her daim içinde taşır sevdasını;yangınını bulaştırır bir gönülden diğerine...Dostlar vardır baki;tanıştığın gün doğar, yittiği gün ölürsün!Zamana ve darbelere;yollara ve hasretlere dirençli...Dostlar vardır;yüreğine kök salmış bir çınardır;hiçbir şey deviremez;gönülden gönüle kurulmuştur köprüler;ne yaşansa atılamaz!Dostlarımız vardır bizlere benzerler biraz...Dostluklar vardır, erken dolar vadesi;dostluklar vardır, devam eder ahirette!İşte böyle dostlardır;her şeye lanet ettiğin günlerde bile, hayatını güzel kılan...Gönül, her yerde onları arar.Ve bulduğunda haber gönderir bize;Bir sıcaklık yayılır yüreğimize;bunda bir iş var deriz, takılırız peşine...Dost olalım gönlümüzle!
ALINTI
29 Ocak 2009 Perşembe
SON MEKTUPTU AMA ANLAMADIN
.
MERHABA NARÇİÇEĞİM !
VAKİT TAMAM ARTIK. BU İNCECİK VEDA HAVASI. GÖREV BİTTİ.UMARIM
BUNDAN SONRAKİ YAŞAMINDA BİOENERJİ VE SEVGİ GERÇEĞİNİ AKLINDAN
HİÇ ÇIKARMAZSIN. BİLİYORUM ŞU AN ÇAKRALARDAN GÖNDERDİĞİM
SEVGİYLE BESLEDİĞİM ENERJİLERİN DEĞİLDE KENDİ BAŞARIN OLARAK
GÖRÜYORSUN GERÇEĞİ.. SEN YİNE ÖYLE BİL ... DEDİĞİM GİBİ 'BİLDİĞİMİ
BİLMESİN MİNİK'.BELKİ BU SÜREÇ DAHA DEVAM ETMELİYDİ AMA ŞU AN
SENDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇI OLAN BİRİ ÇIKTI ARTIK SEVGİ SELİ ORAYA
AKMALI.DEDİĞİM GİBİ BU BİR VEDA SOHBETİ , HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM !SONU
BOĞAZDA DÜĞÜMLER OLUŞTURSADA , SIKSADA YÜREĞİNİN DERİNLİKLERİNİ
HİÇ ÜZÜLME . ÇÜNKÜ SENİN HER FIRTINADA SIĞINACAK BİR LİMANIN VAR .
UNUTMA Kİ HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR... VE
OYUN BİTTİ GÖREV SONA ERDİ... ŞİMDİ YENİ GÖREV ZAMANI...1 AĞUSTOSTA
YENİ GÖREVİME BAŞLIYORUM BU SEBEBLE DEKORLARIN DEĞİŞMESİ
GEREKİYOR ŞAYET SENİN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜN PARÇALAR VARSA BU
SAHNEDEN YANİ SİTEDEN ALABİLİRSİN YOKSA BİR DAHA BULMAN ZOR. ZİRA
PİYES YENİDEN KİŞİYE GÖRE YAZILACAK. UMARIM ANLAYIŞLA KARŞILARSIN
NARÇİÇEĞİM..BU SANA SON MEKTUBUM. 9 AĞUSTOSU BEKLEMEK İSTERDİM
FAKAT 1 AĞUSTOSTA BAŞLAMASI GEREKİYOR SÜREÇİN.DEĞERİNİ BİLDİĞİN
VEDE DEĞERİNİ BİLEN YÜREKLERDE HİÇ SOLMAMAN DİLEKLERİMLE
HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM HOŞÇAKAL.
F.A.T
MERHABA NARÇİÇEĞİM !
VAKİT TAMAM ARTIK. BU İNCECİK VEDA HAVASI. GÖREV BİTTİ.UMARIM
BUNDAN SONRAKİ YAŞAMINDA BİOENERJİ VE SEVGİ GERÇEĞİNİ AKLINDAN
HİÇ ÇIKARMAZSIN. BİLİYORUM ŞU AN ÇAKRALARDAN GÖNDERDİĞİM
SEVGİYLE BESLEDİĞİM ENERJİLERİN DEĞİLDE KENDİ BAŞARIN OLARAK
GÖRÜYORSUN GERÇEĞİ.. SEN YİNE ÖYLE BİL ... DEDİĞİM GİBİ 'BİLDİĞİMİ
BİLMESİN MİNİK'.BELKİ BU SÜREÇ DAHA DEVAM ETMELİYDİ AMA ŞU AN
SENDEN DAHA FAZLA İHTİYAÇI OLAN BİRİ ÇIKTI ARTIK SEVGİ SELİ ORAYA
AKMALI.DEDİĞİM GİBİ BU BİR VEDA SOHBETİ , HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM !SONU
BOĞAZDA DÜĞÜMLER OLUŞTURSADA , SIKSADA YÜREĞİNİN DERİNLİKLERİNİ
HİÇ ÜZÜLME . ÇÜNKÜ SENİN HER FIRTINADA SIĞINACAK BİR LİMANIN VAR .
UNUTMA Kİ HER OYUNDA BİR DOST , HER DOSTTA BİR SEVGİ GİZLİDİR... VE
OYUN BİTTİ GÖREV SONA ERDİ... ŞİMDİ YENİ GÖREV ZAMANI...1 AĞUSTOSTA
YENİ GÖREVİME BAŞLIYORUM BU SEBEBLE DEKORLARIN DEĞİŞMESİ
GEREKİYOR ŞAYET SENİN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜĞÜN PARÇALAR VARSA BU
SAHNEDEN YANİ SİTEDEN ALABİLİRSİN YOKSA BİR DAHA BULMAN ZOR. ZİRA
PİYES YENİDEN KİŞİYE GÖRE YAZILACAK. UMARIM ANLAYIŞLA KARŞILARSIN
NARÇİÇEĞİM..BU SANA SON MEKTUBUM. 9 AĞUSTOSU BEKLEMEK İSTERDİM
FAKAT 1 AĞUSTOSTA BAŞLAMASI GEREKİYOR SÜREÇİN.DEĞERİNİ BİLDİĞİN
VEDE DEĞERİNİ BİLEN YÜREKLERDE HİÇ SOLMAMAN DİLEKLERİMLE
HOŞÇAKAL NARÇİÇEĞİM HOŞÇAKAL.
F.A.T
21 Ocak 2009 Çarşamba
A N L A D I M


.
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış, Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil.. Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış, Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden, Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş, Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş, Çok acıttığında anladım.. Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını, Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet, Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak, Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek, Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan, Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş, Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış, Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.. Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi, Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş, Emek ise vazgeçmeyecek kadar,
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL
13 Ocak 2009 Salı
GİDİYORUM
Gidiyorum.Bitanem.Gidiyorum Artık sen kal desende gidiyorum
Seni sevdiğimi bile bile gidiyorum
Dönmemek üzere gidiyorum
Gururuma yenik düşmemek için gidiyorum
Senin yokluğunun acısını çeke çeke gidiyorum
Aslında senin kal demeni de istemiştim
Evet dedin ama ne fayda ki
Nası ki bi zamanlar senin gururun aşkımıza engeldi
Şimdi de benim gururum engel oluyor
Artık ben kaldırımlarda
Boş sokaklarda
Sessizlik ve sensizlik içerisinde gidiyorum
Bilirmiydin ki HERŞEYİM her attığım adımda aslında geri dönmeyi istedim
Ama olmadı işte OLMADI
Geri dönüp sana sarılıp ağlamayı istedim ama olmadı
Şimdi ise beni geri döndürebilmek için
Sadece sayılı dakikaların var
Bilki o dakikalar geçtiğinde
Bi daha beni bulamayacaksın...
........................YAZAN:SEVİPTE TERK EDİLEN SEVDALI
(Tülay K.)
Seni sevdiğimi bile bile gidiyorum
Dönmemek üzere gidiyorum
Gururuma yenik düşmemek için gidiyorum
Senin yokluğunun acısını çeke çeke gidiyorum
Aslında senin kal demeni de istemiştim
Evet dedin ama ne fayda ki
Nası ki bi zamanlar senin gururun aşkımıza engeldi
Şimdi de benim gururum engel oluyor
Artık ben kaldırımlarda
Boş sokaklarda
Sessizlik ve sensizlik içerisinde gidiyorum
Bilirmiydin ki HERŞEYİM her attığım adımda aslında geri dönmeyi istedim
Ama olmadı işte OLMADI
Geri dönüp sana sarılıp ağlamayı istedim ama olmadı
Şimdi ise beni geri döndürebilmek için
Sadece sayılı dakikaların var
Bilki o dakikalar geçtiğinde
Bi daha beni bulamayacaksın...
........................YAZAN:SEVİPTE TERK EDİLEN SEVDALI
(Tülay K.)
12 Ocak 2009 Pazartesi
SON TREN
KİMSELER ÜZÜLMESİN DİYE
ÜZÜLMEKTEN YORULDUM
YOKSA BENİM DERDİM BANA YETERDİ
ÜZÜLMEKTEN YORULDUM
YOKSA BENİM DERDİM BANA YETERDİ
HERKESİN DERDİNE DERMAN ARARKEN
SON TRENDE ÖMRÜMDEN ÖYLECE GEÇTİ
GARİP BİR BİLİNMEZDİ BENİ BÖYLE YIPRATAN
HÜZÜN MÜ MUTLULUK MU BU BOŞ KOLTUKTA
ÖMRÜMÜN SONUNA KADAR KALACAK OLAN
İKİ HÜZÜN BİR KOLTUĞA
ÇEKİNMEDEN SIĞARDA İKİ MUTLULUK YAN YANA
NEDEN GELMEZ ACABA...?
alıntıdır...
8 Ocak 2009 Perşembe
senin için
Neden elindekinin kıymetinikaybedince anlıyor insan...Bu kadar içten anlamak için gitmem mi gerekiyordu?Hergidişin bir de dönüşü var fakat ben döndüğümde hiçbirşeyi istediğim gibi bulamıyorum.Çoğu şey değişmiş oluyor.Bazen dönüşler korkutuyor bazen umutlandırıyor.Biliyorum artık hiçbirşey eskisi gibi olmayacak.
5 Ocak 2009 Pazartesi
SORMA
.
.
Hayat ağacımda sevinç çiçeğimdin bir zamanlar
bir zamanlar bütün dudaklarda şiir bütün yüreklerde sevgi gülüydün
umut nedir? diye sorma bana umudum sende saklı
bak çiçek çiçek dağlar yine sevda
yudum yudum umut bahar
umut nedir? diye sorma bana umudum sende saklı
sorma milyon kere çoğaltıp hüzünleri ,
ellerim niye yanar sorma, gözlerim niye arar
tek düşlediğim; umudumu bana geri ver
Yaralı, suskun bir kekliğim şimdi ben
hüznün rüzgarla öpüştüğü yerde
hep uzakları arar gözlerim uçurumlar büyütür durmadan
ürkütülmüş, üzgün bir şiirim kimsesiz bir kış ortasında
ince bir sızıda üşüyen
Ey Narçiçeğim
Al beyazım
Gülbeyazım gel artık kollarıma
Ey yoluna güller döktüğüm
ay koksun mutluluk yine dağlarda sorma bana umut nedir? diye
umudum sensin bulutum sen yağmurum sen
ey güz bahçemin sevinci gönlümün güvercini
gözlerime yağmur diye düşürdüğüm
acılarıma tipi,
saçlarıma kar yağmadan gel gel,
kırılmadan dudağımdaki son menenekşe
bu yürek sensiz yaralı bu can sensiz ölü
gel kırılmadan dal solmadan yaprak
sorma son nedir? diye
sonum sende saklı ...
alıntı.
.
Hayat ağacımda sevinç çiçeğimdin bir zamanlar
bir zamanlar bütün dudaklarda şiir bütün yüreklerde sevgi gülüydün
umut nedir? diye sorma bana umudum sende saklı
bak çiçek çiçek dağlar yine sevda
yudum yudum umut bahar
umut nedir? diye sorma bana umudum sende saklı
sorma milyon kere çoğaltıp hüzünleri ,
ellerim niye yanar sorma, gözlerim niye arar
tek düşlediğim; umudumu bana geri ver
Yaralı, suskun bir kekliğim şimdi ben
hüznün rüzgarla öpüştüğü yerde
hep uzakları arar gözlerim uçurumlar büyütür durmadan
ürkütülmüş, üzgün bir şiirim kimsesiz bir kış ortasında
ince bir sızıda üşüyen
Ey Narçiçeğim
Al beyazım
Gülbeyazım gel artık kollarıma
Ey yoluna güller döktüğüm
ay koksun mutluluk yine dağlarda sorma bana umut nedir? diye
umudum sensin bulutum sen yağmurum sen
ey güz bahçemin sevinci gönlümün güvercini
gözlerime yağmur diye düşürdüğüm
acılarıma tipi,
saçlarıma kar yağmadan gel gel,
kırılmadan dudağımdaki son menenekşe
bu yürek sensiz yaralı bu can sensiz ölü
gel kırılmadan dal solmadan yaprak
sorma son nedir? diye
sonum sende saklı ...
alıntı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)